İtalya ve Fransa arasındaki Doğu Akdeniz ve Kuzey Afrika’ya yönelik rekabetin yüzyılı aşkın bir geçmişi vardır. Sömürgecilik çağında bu iki emperyalist devlet Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuzey Afrika’daki topraklarını ele geçirmek için askeri ve diplomatik bir yarışın içine girmişlerdi. Fransa’nın 1830 yılında Cezayir’i, 1881 yılında da Tunus’u işgal etmesiyle İtalya bölgede devre dışı bırakılmıştı. İtalya, bu durumu telafi etmek ve Kuzey Afrika iddiasını sürdürmek amacıyla bu defa tüm planlarını Libya (Trablusgarp) üzerine kurmaya başlamıştı.

Nihayetinde İtalyan diplomasisi 1881 yılından itibaren Libya’yı ülke topraklarına katabilmek için Avrupa güç dengesinden ve Osmanlı Devleti’nin içine düşmüş olduğu kargaşadan istifade edebilmek adına yoğun bir mesai harcadı. 1911 yılına gelindiğinde İtalya için artık şartlar olgunlaşmıştı. Bu tarihte Libya’yı işgal eden İtalya, İkinci Dünya Savaşı’nın ortalarına (1943) kadar Libya’yı elinde tutmayı başardı.

İtalyanların Libya işgali kolay olmadı. Libyalıların işgale karşı direnişi, Ömer Muhtar’ın 16 Eylül 1931 tarihinde idam edilmesine kadar devam etti. Bu süre zarfında İtalya’dan Libya’ya nüfus aktarımı, Libyalıların İtalyanlaştırılması, kültür ve dil asimilasyonuna dayalı ırkçı bir tasfiye hareketi, İtalyan sömürgeciliğinin genel karakteri haline geldi. İkinci Dünya Savaşı’nın en büyük savaşlarından biri Kuzey Afrika cephesinde yaşandı. Bu çatışmaların büyük büyük kısmı ise Libya topraklarında meydana geldi. 1943 yılında İtalyan-Alman ittifakı bu savaşı kaybedince İtalyanlar Libya’dan çekilmek zorunda kaldı.

İtalyan idaresi boyunca Libya’da yürütülen bir diğer faaliyet, petrol keşif çalışmalarıydı. İtalyan jeologlar İkinci Dünya Savaşı öncesinde yaptıkları araştırmalarda Libya’da petrol kaynaklarının bulunduğu sonucuna ulaştılar. Ancak bu kaynakların işletilmesine Libya’nın 1951 yılında bağımsızlık kazanmasından sonra başlanabildi.

Günümüzde Libya hala İtalya için vazgeçilmez stratejik öneme sahip bir ülkedir. Libya’nın doğalgaz ve petrol işletme imtiyazlarının büyük çoğunluğu İtalya’nın Eni şirketine aittir. Ayrıca Libya’dan İtalya’nın Sicilya adasına ulaşan 520 km uzunluğunda, yıllık 11 milyar metreküp taşıma kapasiteli önemli bir doğalgaz boru hattının varlığı, İtalya’nın Libya’ya atfettiği ekonomik değeri yükseltmektedir.

İki ülke arasında önemli bir diğer konu göçmen meselesidir. İtalya, Libya’daki istikrarsızlık nedeniyle sürekli düzensiz bir göçe maruz kalmaktadır. Nitekim Libya, göçmen akımı bakımından Afrika ile Avrupa arasında bir köprü vazifesi görmektedir ve bu ülkedeki siyasi ve toplumsal istikrarsızlık, Afrika menşeili tüm göç hareketlerini tetiklemektedir. Bu nedenle Libya konusunda İtalya, diyalog ve siyasi çözümden yana bir tavır benimsedi. Bunun bir yansıması olarak Libya’da askeri çözümler arayan Hafter’e destek vermeyerek, her zaman Serrac’ın yanında durdu.

Mısır, Lübnan ve Kıbrıs çevresindeki denizaltı enerji kaynaklarına en çok yatırım yapan ülkelerin başında İtalyageliyor. İtalya’yı ise Fransa takip ediyor. Bu yatırımların boşa gideceği endişesiyle İtalya, Türkiye’nin politikalarına destek vermiyor. Fakat Fransa’nın da yürüttüğü agresif siyasete yeşil ışık yakmıyor. Çünkü İtalya ile Fransa arasında Doğu Akdeniz ve Libya’nın enerji kaynakları üzerinde gözle görülür bir rekabet söz konusudur.

Fransa’nın Libya’da Hafter’i, Doğu Akdeniz’de Yunanistan’ı askeri açıdan desteklemesiyle yarattığıistikrarsızlık, İtalyanların Doğu Akdeniz ve Libya’daki enerji yatırımlarını tehlikeye düşürdü. Haliyle Fransa’nın bu adımları İtalya’da büyük tepkilere yol açtı. 2008 ekonomik krizi sırasında büyük ölçekli şirketlerini Fransızlara kaptıran İtalyanlar, şimdi deDoğu Akdeniz ve Libya’da Fransa’ya karşı bir kayıp yaşamak istemiyor.