Nefis ve şeytan yolumuzu kesti.

Seçkin Peygamber’in ümmeti sayısız, ölçüsüz günahlarla imtihanda.

İbrahim’in düştüğü ateşin gül bahçesine dönüştürülmesi…

Nemrut’un bir sivrisineğe helak ettirilmesi…

Salih’in yanındaki mermerden deve çıkartılması…

Denize Firavun’un yutturulması…

Davud’un elindeki demirin mum gibi eritilmesi…

Şeytanın dahi, mülk ve sultanlık verilen Süleyman’ın fermanına boyun eğdirilmesi…

Eyyub’un hastalıklı bedeninin böceklere azık olarak verilmesi…

Kimi samur kürklerle caka satarken, Ebu Derda’nın tandır üzerinde çırçıplak yatırılması…

Hava kuşlarına balıkların azık edilmesi…

Babasız İsa’nın doğduktan sonra beşikte konuşturulması…

Yüzyıllık ölü Üzeyir’in diriltilmesi…

Bugün hangi akılla ve bilgiyle yorumlanabilir?

Mucizeye “efsane/mit” diyerek dudak büken insanın akıl yoluyla geldiği dünya işte ortada…

Kuru topraktan ot çıkması bazen bilimin boyunu aşar.

Ya da Kutlu Peygamberin parmağıyla ayı ortadan ikiye bölmesi aklın açıklayabileceği bir şey değildir.

Ama “isyan kaydında dolaşmış nefis şeytanları” yüzünden akıl ve bilgi çoktan firarda…

Her zaman tefekkür…

Tefekkürün mayası had bilmektir. Çoğu zaman da bilmediğini bilmek. Yani susmak…

“Ey kardeş, sen hakkı arayan bir insan isen Allah’ın emrinden başka bir konuda ağzını açma. Eğer ebedi ve ezeli olan Allah’a dair bir bilgin varsa ağzına sükut mührünü vur.

Yavrum: Nasihat dinle, kurtuluş istiyorsan dilini tut. Çok konuşanların göğüsleri içinde kalpleri hastadır.

Akıllıların âdeti sükut, cahilin adeti unutkanlıktır. Gıybet ve yalancılıktan ziyade sükût gereklidir. Daima söylemeye düşkün olan kimseler ahmaktırlar.

Kardeşim: Hakkı övmekten başka söz söyleme. Doğru sözü de halkı kötüleme yolunda sarfetme. Düzgün söz söylemeye düşkün olanların ne hünerleri varsa hepsi yağmaya gider. Çok konuşmak kalbi beden içinde öldürür. O sözler isterse Aden incisi olsun.

Sanatlı söz söylemeye çabalayanlar da gönüllere ıstırap verirler. Git dilini ağzına hapset. Halktan hiçbir şey bekleme, kendi ayıbını görebilenlerin ruhlarında bir kuvvet belirir.” (F. Attar, Pendname)

Dört şeyi dört şeyden temizlemedikçe hiçbir şeyin kıymeti yoktur:

Kalbi kıskançlıktan…

Dili yalandan…

Hali riyadan…

Karnı haram lokmadan…

Önümüz, ardımız, sağımız, solumuz bir yığın eklembacaklı ile dolu. Karartılmış bilgi ile, zehir katılmış algı ile her gün fıtrata muhalif cephede esenlik kovalayan şaşkınların yüzüne, dünya ömrünün sadece beş gün olduğunu acaba kim ne zaman haykıracak?

“Şerlerin yuvası, kötü huyların kaynağı nefs” (Kitab-üt Tarifat) değil midir?

İradesini nefsin eline vermemiş olanlar içindir esenlik.

‘Sükut hançeri’, ‘açlık kılıcı’, ‘yalnızlık mızrağı’ ve ‘uykusuzluk silahı’ kuşanmışlardan uzak durur Şeytan.

Ve Attar’ın dediği gibi…

“Esenliği arayan ancak dört şeyde bulabilir: Emniyette olmak, aile saadeti, vücut sağlığı ve feragat.”

Hem Cennet kapısına talip olacaksın hem de dünya nimetlerine tapacaksın! Allah’ın ipine sarılmadan, makam ve mevki peşinde koşan, cahilin önde gidenidir.

Yüzünü sadece dünyaya çevirmiş olana neyi nasıl anlatabiliriz ki?

Gönlünün yüzünü ‘heva ve heves’ten çevirenleredir sözümüz.

Hakikate dönüp dünyayı elinin tersiyle itenlere…

Unutmamalı…

“Dünya malı düşkün olanlara, ahiret ise günahtan sakınanlara verilmiştir. Şeytan iyiye düşmandır. Boynunda ateşten tomruk görmek ister.”

Kalpleri temizleme vakti.

Sessiz sadasız onca güzel iş oluyorken Şeytan’ın ordusuna yenilmeden…

Allah’ı unutanların Şeytan’la yoldaş olacağını hatırdan çıkarmadan…

Akıllı olalım…