Son yirmi yıldır Amerika ile olan siyasi ilişkilerdeki gel-gitler iyice gerginlik düzeyine tırmanarak, Türk-Amerikan ilişkilerinin tarihinde pek görülmeyen bir görüntüye ulaşmış bulunmaktadır.

           Bu durum, 2002 yılındaki meşhur “Irak tezkeresi” ile başlayarak bu günlerde Rusya’dan alınmakta olan S-400 Hava Savunma Sistemi ile zirveye ulaştı.

           Trump başta olmak üzere Amerikalı yetkililer, bazen açıktan ve bazen de aba altından sopa göstererek, Türkiye’yi tehdit ederek hizaya getirmeyi denediler.

           Salı günü Trump, 45 Cumhuriyetçi senatörü davet ederek, Amerikan kongresinde kabul edilen “ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası” (CAATSA) kapsamında Türkiye’ye yaptırımlar konusunu görüştü.

           Amerika, dünya kamuoyuna “sadık müttefikliğe ihanet ettiği” algısını yayarak Türkiye’ye yönelik olarak, Rusya’dan alınacak savunma füzelerini engelleme, şimdi de “atıl bir halde kenarda tutma” baskısı yapmaktadır.

           Türkiye’ye karşı izlenecek politikada Amerikalı yöneticiler iki görüş etrafında şekillenmiş durumdadırlar. Trump’ın da içinde olduğu grup, Türkiye ile diyalog halinde bu sürecin aşılması ve stratejik bir müttefikin kaybedilmemesi görüşündedirler.

Çoğunlukta ve aynı zamanda da etkin olan diğer grup ise, Türkiye’nin CAATSA kapsamında hissedilir derecede “cezalandılmasını” ve tabiri caizse “yola getirilmesi”ni dillendirmektedirler.

           Türkiye, şu ana kadar Amerikan tehditlerine ve yaptırım mesajlarına aldırış etmeden S 400 füzelerini aldı ve eğer Amerika F-35’leri vermezse Rusya’dan Su-35 veya farklı ülkelerden gerekli savunma silah ve teçhizatları alabileceğini diplomatik nezaket içinde her platformda seslendirmektedir.

           Peki bu durum nereye kadar uzayabilir? Amerika CAATSA yasası kapsamında Türkiye’ye yaptırım uygulayabilir mi? veya farklı neler yapabilir?

           Amerika, her daim Türkiye’yi Ortadoğu’da ve Doğu Akdeniz’de uyguladığı politikalar paraleline çekmek için tüm çabasını gösterecektir…

           CAATSA yasası kapsamında Türkiye’ye yaptırımlar uygulanması gerçekleşebilir fakat Amerikan başkanının inisiyatifi dahilinde olan bu durum, Türkiye’yi tamamen kaybetmek olacağı için bu seçenek devre dışı kalabilir veya çok hafif hükümlerle Amerikan iç siyasetini de tatmin edecek şekilde uygulanabilir. Her halükarda Türkiye, Amerika’dan biraz daha uzaklaşacaktır.

           Asıl önemlisi olan Amerika’nın terör örgütleri ve ekonomik yöntemlerle Türkiye’yi zora sokma çabası içine girme teşebbüsü ihtimalidir.

           Türkiye’nin etrafı silah deposu haline gelmiştir. Amerika, dünyanın gözleri önünde binlerce uçak ve tır dolusu silahı Suriye’ye nakletmiştir.

Bu silahların tamamı PKK ve PYD gibi bölgede Amerikan askerleri ile kol kola görüntüler veren terör örgülerinin elindedir.

           İran gibi, Amerikan politikasına aykırı hareket eden ülkelere karşı Amerika’nın uyguladığı ekonomik ambargolar ve saldırı şekillerinin benzeri de Türkiye ekonomisine yönelik olarak hayata geçirilebilir.

           Yani terör örgütlerine desteklerle ve ekonomik yöntemlerle hedef ülkeyi çökertmeye çalışma ve tahrip etme…

           Türkiye, almaya çalıştığı silah ve teçhizatlarına benzerlerini üretmeye başladığı anda hem bu tarz gürültüler sona erecek ve hem de saldırgan ülkelere karşı caydırıcı konuma gelecektir.

Kötü komşu mal sahibi yaparmış; şerlerden hayırlar doğar.