Hayatı neredeyse dibe vurmuş, sokaklarda yaşayan bir adamın ağzından dökülen cümleleri sosyal medyadan okuyunca ve merak edip videosunu da izleyince, derinden sarsıldım

Hasan, küçük bir gelirle hayata tutunmaya çalışan babaannesinin yanında, fakru zaruret içinde yıllarını geçirmiş..

Babaanne bir buçuk yıl öne vefat edince, ne bir geliri ve ne de başını sokacak bir yeri kalmadığından sokaklarda yaşamaya başlamış.

Cebinde parası, üstünde elbisesi olmayan ve hayatı gerçekten dibe vurmuş olan bu gencin ağzından çıkan cümleler, herkesi çok etkiledi.

Daha doğrusu bize bir şeyler öğretti ve hatırlattı.

Yunus Emre asırlar önce ne diyordu:

                           Fukara kalbine her kim dokuna,

                           Dokuna yüreği Allah okuna

Bu gencimizin de, yaşadığı bunca sefalete rağmen, kalbinden gür imanın belirtileri ve ağzından da Allah’a şükürden başka bir şey çıkmıyordu.

Sokakta yaşayan bir adamdan topluma iman, irfan ve yaşam örnekleri…

Tuzu kuru insanların ancak sarf edebileceği ağızdan dökülen cümleler:

“hayatın zor anları var fakat yaşamaya değer”

           “Allah insanları sınar”

           “Allah insanlara taşıyamayacağı yükü vermez”

Sosyal medyada çoğu kişilere göre bu sözler, unutulan hasletlerimizi de hatırlatmış: “dervişane” ve “evliyaca”…

Elbette insanların nasıl bir gönül dünyasına ve halet-i ruhiyeye sahip olduğunu dışardan bakınca bilmek zordur.

Sokaklarda pejmürde hayat yaşayan bir adamdan kemal noktasına varan insanların ancak sarf edebileceği sözleri duyunca, örnek davranışlar ve sözler sarf etmesi gerekenlerin yerlerde sürünen tavırları karşısında, Hasan’ın duruşu tüm toplumu ister istemez etkiledi.

Ankara Valisinin kendisine ulaşarak, “altun kalpli” bu adamı sokakta yaşamaktan kurtarması herkesi sevindirdi.

Erzurumlu İsmail Hakkı Efendi ne güzel söylemiş:

“Harâbat ehlini hor görme zâhid, defineye mâlik viraneler var”

Hasan, toplumu oluşturan milyonlardan sadece bir tanesi. Onun söylemleri ve duruşu, aslında Türk toplumunun çekirdeğinde olan özelliklerdir.

Demek ki toplumsal değerlerimizden o kadar uzaklaştık ki, gördüğümüz tevekkül, inanç ve iman örneği bizleri etkiledi.

Aslında;

Malazgirt meydan muharebesini bu ruhla kazandık,

İstanbul’un surlarını bu duruş ile aştık,

Mohaç’ta dünyaya bu iman ile meydan okuduk,

Çanakkale’yi bu irfan ile geçilmez yaptık.

Milli Mücadelede bu gönül dünyası içinde dirildik ve zafer kazandık.

En önemlisi Cumhuriyeti yokluk ve zor şartlar altında bu iman ve irfan ile kurduk.

Bu nedenle;

Toplumda güven duygusunun diplere vurduğu,

Vefa ve dostluk ilişkilerinin pörsüdüğü,

Ahlaki erdemlerin zayıfladığı,

Toplumu tutan bağların sallandığı,

Mananın ehemmiyetinin unutulduğu,

İman ve inancın sorgulanmaya başlandığı,

Ayakların baş, başların ayak yapıldığı,

Taşların bağlandığı, bağlanması gerekenlerin salıverildiği,

Makam ve mansıbı muhafaza etmenin “gaye” haline geldiği,

Asıl “gayenin” içeriğinin boşaltıldığı ve unutulduğu,

İftira, yalan, şantaj ve kumpasın kol gezdiği bir zamanda,

Dibe vurmuş bir yaşamdan dökülen “altun sözler”, Türk toplumunun geleneksel özelliğiyken, sanki yeni bir şeymiş gibi bizleri etkilemişse, geldiğimiz noktayı iyi muhakeme etmek gerekir.

Acaba hayatı dibe vuranlar gerçekten kimler?