24 Temmuz 2020’nin, Türkiye tarihinde bundan sonra önem arz eden bir gün olarak anılacağını varsayabiliriz. 86 yıldır ibadete kapalı olan Ayasofya, bu tarihte ilk Cuma namazı ile ibadete tekrar açılmış oldu. Bu tarihi güne gelinen süreçleri hep beraber yaşadık.

İstanbul’un fethinden beri cami olarak hizmet veren Ayasofya’nın 1934 yılında müze statüsüne çevrilmesi o yıllarda elbette bu coğrafyada yaşayan herkesi üzmüştü. Çok partili hayata geçildikten sonra, Menderesli yılların ilk zamanlarından itibaren Ayasofya’nın tekrar ibadete açılması “milli bir dava” haline gelmişti. Daha sonraki yıllarda bu meseleyi önemseyen partilerin iktidara gelmelerine veya yönetimde söz sahibi olmalarına rağmen, Ayasofya’yı açmak için bir teşebbüs olmaması, bunun dışarı ile irtibatlı “siyasi boyutları” olduğunu göstermekteydi. Herkes de buna artık kani olmuştu.

1970’li yıllarda yapılan “Ayasofya mitingleri” hafızalara ve kalplere kazınmış, kalıcı izler bırakmıştı. Bunu“dava olarak betimleyen inançlı kitleler” saf ve temiz yüreklerle miting meydanlarında yıllarca Ayasofya’nın tekrar ibadete açılması için haykırdılar. Bugün 50’li yaşlarda olanlar bu heyecanı ve o yılları çok iyi hatırlarlar.

1980’li yıllardan sonra gelen muhafazakâr/milliyetçi çizgideki iktidarlar döneminde Ayasofya ile ilgili somut bir adım atılmadı. Fakat, yine de kitleleri heyecana getiren bir konu olmaya devam etti. Türkiye’de 2002 yılından sonra devrim niteliğinde icraatlara imza atan mevcut iktidarın da birkaç ay öncesine kadar bir teşebbüsü olmadı. Aksine 2019 yılında Cumhurbaşkanı’nın bu konuyu dile getirenlerin “meselenin siyasi boyutundan” haberdar olmadıklarını söylemesi, yakın gelecekte Ayasofya ile ilgili bir düşüncenin olmayacağını gösteriyordu.

Bugünkü gelinen noktanın başlangıcı sadece birkaç ay öncesine dayanmaktadır. Bu yılki 29 Mayıs kutlamaları çerçevesinde Ayasofya’da “fetih suresinin” okunması, akabinde yapılan konuşmalar ve atılan adımlar artık bu konuda yakın gelecekte bir şeylerin olacağını göstermekteydi. 31 Mayıs tarihi köşe yazımızda “her şeye rağmen, içeride ve dışarıda olumsuz sesler yükselse de yakın bir dönemde “Ayasofya-i Kebir Camii Şerifi”’nde ibadete kaldığı yerden devam edileceğini düşünüyorum. Gidişat bunu göstermektedir. Bu kararı alan siyasi iradeye, millet iradesi ebediyen gereken ihtimamı gösterecektir” diye yazmıştım fakat meselenin bu kadar hızlı bir şekilde sonlanacağını ben de tahmin etmemiştim.

Ancak birkaç ayda tüm süreçler tamamlandı ve Ayasofya Camii ibadete tekrar açıldı.

86 yıldır müze olarak hizmet veren Ayasofya’nın bundan önceki haline tahvili için yapılan “ibadete açılış töreni” görkemliydi. Salgın dolayısıyla cuma namazında cami içinde Cumhurbaşkanı ve üst düzey devlet erkanı dahil 500 davetli mevcutsa da dışarıda 350 binden fazla insan kitlesinin olduğu tahmin edilmektedir. Bu tarihi açılışa eski cumhurbaşkanları, eski başbakanlar ve tüm siyasi parti liderlerinin daveti, dış dünyaya birlik göstergesi olabilirdi ama davetli sayısı sınırlı tutuldu.

Ayasofya’nın batı dünyası için de bir öneme sahip olduğu kaçınılmaz olduğundan, tepkilerin gelebileceği hesaba katılıyordu. Yunanistan dışında bir ülkeden Türkiye’ye karşı dikkate değer bir eleştiri veya tepkinin gelmediği gözlenmektedir. Yunanistan’da bayrakların yarıya inmesi, kiliselerin çan çalması ve 1 günlük yas ilanı beklenen tepki türleri olarak görülmektedir.

Ayasofya Camii hayırlı olsun. Milletin topyekûn tasvip ettiği bir karar olmuştur.