Karaköy’de iki başörtülü genç kızın, mutant bir başörtü düşmanının zorba saldırısına uğradığı saatlerde, Bayan İmamoğlu yabancı bir moda dergisinin kapağında İstanbul’un First Leydisi ilan ediliyordu…

“First Lady”, Batı sokaklarında dünyanın ilk Müslüman ve Türk dünya güzeli ilan edilen Keriman Halis’vari bir kabul ve itibar görürken, demokrasinin beşiği Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde iktidarın başörtülü Grup Başkan Vekili Özlem Zengin Hanımefendi CHP’li Grup Başkan vekilinin “Sayın Başkan bu kadına haddini bildirin!” çirkefliğine maruz kalıyordu…

Çocukluk yıllarımda Don Kişot ve arkadaşı Panço’nun yel değirmenleriyle savaşlarını okuduğumda hem çok gülmüş hem de dünyada Don Kişot ve Panço’dan daha aptal kimse olamaz herhâlde diye düşünmüştüm.

Gel gör ki zaman beni, çok daha komik, çok daha aptal ve çok daha tehlikeli başörtü ile savaşan insanımsı, mutant bir türle tanıştırdı. Hem de komik bir masal olmanın çok ötesinde korkunç bir gerçek… Evet yel değirmenleri ile savaşanlar gibi başörtüsü ile savaşan sıra dışı bir tür…

İnanılması güç de olsa yaşadıklarımızın Don Kişot gibi sahnelenmiş bir komedya, olmadı bir drama, hadi o da olmadı bir korku, gerilim türü oyun olmasını dilerdim. Ya da kâbus gördüğüm bir rüya ve o rüyadan uyanmak…

Bu sahnelenen pislik oyun komedya mı, dram mı, korku ve gerilim mi; türünü belirlemek de zor. Gülsek komedi değil, ağlasak dram değil, korksak korkutamıyor… Öyle bir oyun türü var mı bilmem ama “Zavallı” türünde demek en uygun tanım olsa gerek…

İnsanları kılık ve kıyafetiyle yargılayıp mahkûm edecek kadar pislik ve mutant, insanımsı bir tür var Türkiye’de maalesef…

İnsanlık tarihinin hiç bir evresinde rastlanmamış bu türle bugün iç içe yaşamak çağımızın bize sunduğu acınası bir talihsizlik maalesef…

Öyle hazin bir talihsizlik ki. Kanser gibi. Tedavi etmenin mümkünatı yok. Bu mutant ve vahşi yaratığı ehilleştirmenin bir yolu yordamı da yok. Amerikan korku filmlerinin son sahnesindeki başı ezilmiş yaratık gibi. İtlaf oldu sanıp arkanızı döndüğünüz anda iğrenç gözlerini yeniden açıyor…

Mürteci yani gerici şeklinde tanımlamak geçiyor içimden ancak tarihte kılık kıyafetle savaşmış bu güruha benzer bir kavim daha olmadığı için bu tanıma da uymuyorlar…

Ten renginden dolayı zulüm görenleri gördük ve biliyoruz hani. Ama kılık kıyafete inecek kadar aşağılık bir güruh dünya tarihinde var olmadı, bize nasip olana kadar…

Gerek İstanbul sokaklarında gerekse Ankara’nın göbeğinde yeniden zuhur eden bu arsızlık aslında bir İstanbul ve Ankara seçim şımarıklığı… Bir şuur altı sarhoşluğunun iğrenç kusmuğu… Bir hortlama ve hortlaklık…

Hani iki şehirde seçim kazandı ya bu güruh. Seçim kazanma değil de Fransız işgali sanki.  Fransız’ın Maraş’ı işgali gibi ilk yaptığı şey örtüye el uzatmak.

İstanbul ve Ankara’da belediye seçimlerinde durum buysa, Türkiye’de maazallah bu güruh iktidara geldiğinde olabilecekleri bir hayal edin.

Evet kendimize, çilemize dönüp yeniden, yepyeni bir dönem inşa etmeliyiz. Ve bilmeliyiz ki hakikat var oldukça yel değirmeni ve başörtü düşmanları mutasyona uğraya uğraya karşımıza farklı türlerde çıkmaya devam edecek…