Geçtiğimiz hafta Beyrut’ta son yılların en büyük patlaması yaşandı. Muhtemelen Nagazaki ve Hiroşima’dan sonraki en büyük patlamayla yüzyüze geldi dünya.

Nedeni henüz bilinmeyen ama 2014 yılında el konulan bir gemiden limana aktarılan 2750 tonluk amonuyum nitrat’ın ( gübre ve patlayıcı yapımında kullanılan güçlü bir kimyasal madde) bir şekilde patlamasının sonucunda Beyrut yerle bir oldu. Kimi haberlere göre 300 bin kişi evinen oldu. Yüzlerce ölü binlerce yaralı var.

Yıllarca süren bir savaş sonunda halen kendini toparlayamamış, iç siyasi dengeleri oturmamış, din ve mezhep kökenli çatışmaları son kertesine kadar yaşayan Lübnan’da pandemi öncesi ciddi sıkıntılar yaşanırken, iç ekonomik sıkıntılar ayyuka çıkmışken bu patlamanın yaşanması tesadüf olmayacak kadar ilginç duruyor aslında.

Benyamin Netenyahu geçtiğimizi yıllarda Beyrut limanını elinde haritalarla BM Genel Kurulunda şikayet etmiş, Hizbullah’ın burada kendisine karşı füzeler imal ettiğin iddia etmiş ve buranın doğal hedefleri olduğunu açıkça ifade etmişti.

Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Avn, “Patlamanın nedeni henüz belirlenmedi. Bir roket, bomba veya başka bir eylem yoluyla dışarıdan müdahale olasılığı var” derken sözlerinin arka palanında Suriye’ye imal ettiği bombaları gönderen Hizbullah’ta vardı, açık açık hedef gösteren İsrail’de. Muhtemelen patlamanın nedeniyle hiçbir zaman bulunamayacak.

Çünkü kimse böylesi bir patlama beklemiyordu. Ne Lübnan içi dengeler nede bölgenin başbelası durumundaki İsrail’in yapmış olsalar bile bu patlamayı üstlenmesi akıl kârı olmayacak. 300 bin insanı evsiz bırakan, Beyrut’u yerle bir eden bir patlamanın müsebibi olmak hiçbir kişi ya da guruba dünya çapında prestij kazandırmayacağı gibi, bilakis sert bir karşı tepkiyi kendisiyle beraber getirecektir. Çünkü böylesi saldırılar insanlık suçu olarak kabul görmektedirler. Zaten israil başbakanı Netenyahu’nun alel acele patlamayla alakamız yok demesinin nedenide buydu. Patlamayı Daeş’in üstlenmesi de ayrı bir garabet olarak kabul edilse de arka planında diğer aktörleri temize çıkarma hevesi olduğu açıkça okunabilir.

İki ülkenin Lübnan’a ilgisine dikkat etmek lazım, Fransa ve Türkiye! Fransa eski sömürge alanı ve Ortadoğu’ya açılan kapı olarak gördüğü Lübnan’a ilgi gösterirken Türkiye tarihi bağlarının da etkisiyle her türlü olumlu adımı atarak ilişkileri güçlendirme çabasında. Her ne kadar Cumhurbaşkanı Michael Avn, memnun olmayan bir yüz ifadesi gösterse de Lübnan ve Beyrut sokakları Türkiye’nin ilgisinden ve alakasından son derece memnun. Sokaklarda Türkiye lehine yapılan tezahüratlar da bunun göstergesi zaten.

Bölge süreç içinde epeyce konuşulacak gibi, çünkü bu patlama ile bölgenin oluşturulan dengeleri yerinden oynadı. Hafta sonu gösteriler ve çatışmalarda bunun göstergesi gibi duruyor. Bir devrim olmasını imkan dahili görmesek de muhtemelen hükümet değişecektir. Ama değişen bir şey olacak mı bunu da zaman gösterecek.