Reklamı Kapat

Kolektif hafızayı yarmak…

Bugünlerde muhalefetin -çokça tekrarla- diline dolanmış cümle, “ AK Parti, Erdoğan toplumu kutuplaştırdı/kutuplaştırıyor…”

Peki, gerçek bu cümledeki gibi olabilir mi ya da tek kutuplu gibi görünen toplumlara, çokseslilik açısından “sağlıklı” diyebilir miyiz?

Bana göre de, “kutuplaşıyoruz” diyenlerin en büyük yanılgısı, meseleyi kendi statükolarından seyrediyor olmalarıyla ilgilidir…

Bugüne kadar bastırılmış, sindirilmiş diğer bütün sosyolojik renkleri, katmanları karşılarında hiç görmeyenler, aslında bu durumu “olması gereken” olarak zihinlerine kodladılar…

Oysa bu, hayatın olağan yüzüyle çelişen faşist bir “tek-tip”leştirmenin ürünüydü…

Zaman, tek-kutup kurucularının istediği gibi gelişmedi ve dünyadaki konjonkürel dengeler, “faşistler çağı”nın ardından bir “domino etkisi”yle Türkiye’yi de çok partili bir yaşama adeta mahkûm etti; ortalıkta elindekini vermeye gönüllü kimse yokken…

Öyle ya, toplumsal hayatın bütün ayrıntılarını önceden kim görebilirdi ki?

Tek-tip bir konuşma ve yaşama mecburiyetini savunanlar artık kırıntı mesabesinde olsalar da, aldıkları pozisyonlar ve yüklendikleri kodlar çok güçlü olduğu için ne yazık ki bizi hâlâ meşgul ediyorlar...

Oysa bugün, olması gereken olmuş ve sindirilen toplumsal renkler yepyeni dengelerde baş göstermeye başlamıştır…

Bugün yaşanan çoksesliği yanlış okumak da, aslında kutup olarak bile değerlendirilemeyecek faşist bir kalıntının eseridir…

Kutuplaşma denen şey, faşist baskılardan kurtuldukça toplumun kulağında kendi sesine yer bulmaya çalışanların oluşturduğu zenginlik değil, tersine kendilerinden başka hiçbir yaşam biçimine hayat hakkı tanımayan fasitlerin sebep olduğu “kolektif hafıza yarılmaları”dır…

Karşılarında hiçbir güç istemeyen faşistler, toplumu bütün bileşenlerine ayırma çabasına girdiler…

Türkiye’de de toplumsal hafızayı Sünni-Alevi, Türk-Kürt, Anti-Laik-Laik, Cumhuriyetçi-Osmanlıcı gibi yarılmalara zorladılar…

Bu konuda, “Başarılı olamadılar” diyemem; ödenen acı bedelleri yok sayarak…

Lakin artık oldukça “şerbetli” bir hale geldiğimizi de ifade etmem gerekiyor…

Karşılarındakini “kutup” olarak görenler -kendi bakışlarıyla ifade ediyorum- eğer yeni bir kutupsuzluk görmek istiyorlarsa bunu, statükolarından vaz geçerek sağlayabilirler…

Ama onlar bunu değil de -daha önce sindirdiklerinin bugün kimlikleriyle belirmesinden duydukları rahatsızlıkla- karşılarında, varlıkları için tehdit olarak algıladıklarının geri çekilmesini ve meydanın yeniden kendilerine kalmasını istiyorlar…

“İstedikleri gibi at koşturma” hevesleri kursaklarında kalanların arzı endam eden halleri budur zira…

Faşizmin ana yurdundaki Hitler bile yurttaşı bir komutanın -Moltke- tuttuğu aynadaki aksi göremeyecek kadar kör iken; kendi faşistlerimizden bir öngörü beklemek, çok da umut verici değil…

Oysa Moltke şunu göstermişti, John Breuilly’nin ifadesiyle: “Moltke savaş oyunlarını oynarken, “savaş” arifesinde, savaşan ordulardan birinin durumu ne denli avantajlı olursa olsun, en azından zarın bir yüzünde güçsüz olanın zaferinin olduğunu saptıyordu…”

Bu gerçek, bizdeki faşistlerinde gözden kaçırdığı bir şeydi; öyle ki hiç hesaba katmadıkları ve artık oldukça zayıflattıklarına inandıkları inançlar ve değerler, bugün çok daha donanımlı ve güçlü olarak karşılarına dikildi…

Olan budur aslında…

“Kutup” diyerek, karşısındakilere saldıranlar, aslında bu toplumsal renkleri soyutlaştırmaya, itibarsızlaştırmaya çalışanlardır…

Bir toplumu toplum yapan bütün sosyolojik dinamikleri yok sayanların, önce kendilerine bakması ve asıl kendilerinin bu dinamikleri “yarma”ya çalışan bir “oksitlenmiş kutup başı” olduğunu görmeleri gerekirdi…

Bunu yapsalardı, kültürel açıdan ne kadar zengin ve birbirine karşı ne denli hoşgörülü bir toplumla karşı karşıya olduklarını, hatta onun bir mensubu oldukları rahatlıkla göreceklerdi…

Onlar statükolarından vazgeçmek istemeyince kendini arayanlar, değişimin önüne dikilen barajları patlatarak bu gerçeği onlara göstermek zorunda kaldılar…  

Çünkü onlara ait faşist zihniyet henüz bu topraklara uğramamışken, bizim gerçeğimiz buydu; eğer bir mısdak (ölçüt)istiyorlarsa bu bile tek başına yeterlidir...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Öz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Diriliş Postası Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Diriliş Postası hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Diriliş Postası editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Diriliş Postası değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce 2020-2021 sezonunda Süper Lig'de hangi takım şampiyon olur?