Reklamı Kapat

Çanakkale ruhunu vermeliyiz gençliğimize

Bir destandır gerçekten Çanakkale. Yaşanmış bir destan.

Onu anlamak ve anlatmak lâzım gençliğimize.

O bir ruhtur ki, gönüllerin manevi doruklarında süzülür daima.

Çünkü onda bir umman vardır. Deryalar gizlidir. Eşsiz bir hazinedir.

O ki; vatan sevdasıdır. Düşmanı asla bu kutsal topraklara sokmamaktır.

O ki; “Çanakkale geçilmez” dedirtir.

O ki; mabedini, bayrağını, ırz ve namusunu korumaktır öncelikle.

O ki; bunun için kahramanca dövüşmektir:

“Ruhumun Senden İlâhî, şudur ancak emeli,

Değmesin ma’bedimin göğsüne nâmahrem eli.

Bu Ezanlar ki, şehadetleri dinin temeli,

Ebedî yurdumun üstünde benim, inlemeli.”

O ki; şehadet hazinesidir. O ki; aşktır, muhabbettir.

Âlemlerin Rabbine teslimiyettir.

Onda bulursun Bedir’i, Uhud’u, Malazgirt’i, İstanbul’u…

Yaşına rağmen cihada gelen Ebu Eyyub el-Ensari’yi…

Bedir’de secdelere kapanan Allah Rasûl’ü misâli,

Konstantiniyye’nin fethinde secdelere kapanan Akşemseddin’i…

“O mübarek komutan ve askerleri…”

Bir çağ kapatıp yeni bir çağ açan Fatih’i…

Beyaz kefeniyle ordusuna seslenen Alparslan’ı…

Kudüs fethedilmedikçe gülmeyen Salahaddin’i…

Âh Mescidi Aksa’m! Yine esirsin Yahudi’ye…

Ağlamak, yanmak ve koşmak gerek sana!

Şimdi; “Yüreğimin yarısı Mekke'dir, yarısı Medine.

Üstünde bir tül gibi Kudüs vardır.”

 

“KÜKREMİŞ SEL GİBİYİM”

“Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış, şaşarım!

Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım,

Yırtarım dağları, enginlere sığmam taşarım!”

Dizeleriyle İstiklal Şairimiz Mehmed Akif’in yine;

“Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber, 

Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber!”

Mısraları, bu mananın ruhunu özetlediği Çanakkale’dir…

O bir değil, bin anlamdır!

O İstiklal Marşı ki, bu milletin ruhu, imanı, özü ve hakikatidir.

O, bu milletin öz varlığı. İstiklal Şairi onu milletine vakfetmiştir.

O şair ki, çok ihtiyacı olduğu halde konulan ödülü almamış ve o kaldırılmadan da yazmamıştır.

İşte vatan aşkı. Cihat ve mücahit aşkı.

VATAN NEDİR?

“Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır,

Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır.”

İşte vatanın tarifi…

Bir milletin şairleri olmalıdır haykıran,

Öz benliğinden seslenip gönülleri coşturan…

Nice Akif’ler vardı o gün de ecdadımızdan,

Bayrak oldular; sancak oldular ALLAH aşkından.

Muhtacız bugün de ihya için o mimarlara,

Zira o bayrak, o sancak elzemdir torunlara.

Bir daha anarız şanlı ecdadı Fatihâyla,

Dileriz birlik olalım, Muhammed Mustafa’yla (sav)…

Sütçü İmamı hatırlıyoruz… “Vatan işgal altında iken Cuma namazı mı kılınır,” diye haykırıp halkı galeyana getiren ve kahramanca savaşarak Fransızları kovan!

Eğer bir yerde bayrak dalgalanıyorsa orası vatandır. İşte orada Ezan vardır, Namaz vardır, Kur’an vardır. Irz ve namus korunur. Yoksa ne mümkündür?

 

NE EŞSİZ BİR MEFKÛRE

Sanki kurak bir vadide dolaşıyoruz bugün.

Umutsuz ve yorgun…

Denizler ki, nasıl da durgun!

Ufuklar kadar uzun.

Neden duruyoruz ey kalabalıklar, hele bir bakın!

Artık şu zincirleri kırın! Durmayın, Çanakkale’ye varın.

El açın, Hakk’a yalvarın!

Ak güvercinler misâli uçuşan, şehitlere kucak açın!

Şu gülümseyen simalara bir bakın!

Müjdeler veriyor sana, hele bir kulak açın!

Şehadet!

O ne büyük bir mefkûre…

İşte sana sesleniyor 253 bin şahitle:

 

ŞEHÂDET

Şehâdet bir mânâ, bir ufuk, bir iştiyâk,

Ey Mehmedim, kaldır başını göklere bak!

Gelen meleklerdir, Muhammed ordusuyla,

Kucaklıyor seni, Firdevsler coşkusuyla...

 

Semâdan bir nûr iniyor, görüyor musun?

Ak kanatlı süvari geliyor, duyuyor musun?

Bir nazârı İlâhî, gökleri kaplayan,

Şühedâ ordusudur, onu kucaklayan...

 

Kıpırdayan dudakları Yâsîn'ler okur,

Küfrün tuzaklarına hezîmetler dokur,

Şu duruşuna bir bakın, nasıl da vakûr,

İşte Mücâhide yakışan, ancak budur...

 

Al yanakları, ak güller misâli açmış,

İlâhî, rahmetin tâ bulutlardan taşmış,

Sanki bağrıma saplanan, kocaman taşmış,

Baktım ki, göğsümü ıslatan, akan yaşmış...

 

Âh şehîd, Cennet'tir artık senin müştâkın,

Sevdiği kullardan oldun Cenab-ı Hakk’ın,

Gördüm ki sen, nurdan kundaklara sarıldın,

Yüreklerde yüz binlerce hüzün bıraktın...

 

Al bayrağım rengini, al kanından almış,

Baktım ki, ay yıldızıyla sana sarılmış,

Minareler salâlarda hep seni anmış,

Melekler ordusuyla, cemaatin varmış.

 

Şimdi bir duâ var, sana dillerimizde,

Hatimler okunur, bunca illerimizde,

Sabrı cemîl olsun, bütün ailenizde,

Şefaatin ulaşsın, arşın gölgesinde...

ALLAH YOLUNDA ÖLDÜRÜLENLER

Yüce Allah’ın müjdelerine bakın:

"Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin; hayır onlar diridirler, ama siz farkında olmazsınız." (2 Bakara sûresi 154)

“Allah müminlerden, kendilerine vereceği cennet karşılığında canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler. Müjdelenen bu cennet Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da Allah’ın yerine getirmeyi uhdesine aldığı kesin bir sözdür. Verdiği sözü Allah’tan daha iyi yerine getirecek kim olabilir? O halde yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinin. İşte büyük bahtiyarlık da budur.” (9 Tevbe sûresi 111)

Allah Rasülünden de şu müjdeleri aktaralım:

“Ümmetime ağır gelmeyecek olsaydı, hiçbir seriyyeden geri kalmaz, hepsine katılırdım. Allah yolunda şehit olmak, sonra diriltilip tekrar şehit olmak yine diriltilip tekrar şehit olmak isterdim.” (Buhârî, Îman 26; Müslim, İmâre 103, 107)

"Müslümanlardan bir şahıs, deve sağılacak kadar bir süre Allah yolunda cihad ederse, cennet onun hakkı olur. Allah yolunda yaralanan veya bir sıkıntıya düşen kimse, kıyamet gününde yaralandığı gün gibi kanlar içinde Allah'ın huzuruna gelir. Kanının rengi zağferân gibi kıpkırmızı, kokusu da misk kokusu gibidir." (Ebû Dâvûd, Cihâd 40; Tirmizî, Fezâilu'l-cihâd 21)

“Cennete giren hiçbir kimse, yeryüzündeki her şey kendisinin olsa dahî, dünyaya geri dönmeyi arzu etmez. Sadece şehit, gördüğü ileri derecedeki itibar ve ikram sebebiyle tekrar dünyaya dönmeyi ve on defa şehit olmayı ister.” (Buhârî, Cihâd 21; Müslim, İmâre 109)

OĞLUNU CEPHEYE GÖNDEREN ANANIN NASİHATİ

Bilecik İstasyonu’nda bir ana, oğlunu askere uğurlamaktadır. Oğluna verdiği nasihat, Müslüman bir annenin dini ve vatanı için evladını şehit vermeyi mukaddes bir vazife telakki ettiğini göstermektedir:

-Hüseyin’im, yiğit oğlum benim. Dayın Şıpka’da, baban Dömeke’de, ağaların Çanakkale’de şehit düştüler. Bak, son yongam sensin. Eğer minarelerden ezan sesi kesilecekse, caminin kandilleri sönecekse sütüm sana helâl olmasın! Öl de köye dönme. Yolun Şıpka’ya düşerse, dayının ruhuna bir Fatiha okumayı unutma. Haydi oğul! Allah yolunu açık etsin.

Ana, nasihatlerini dinleyen oğluna son defa sarıldı, oğul anasının elini bir daha öptü, trene doğru yürüdü. 

ÇANAKKALE CENNETİ

Bir rüzgâr misâli eser, destanlaşır gönlümde,

Ulaşıp karar kılar o şühedâ cennetinde,

Hatırlatır göz yaşartıcı nice manzaralar,

Açmıştı o gün, yüz binlerce onulmaz yaralar,

Çanakkale, sen olmuştun onca şehîde mezar!

 

Şanlı milletin bağrından kopan on binler insan,

Koşmuştu susuz, azıksız, silahsız nice bin can,

Duâlarla uğurlamıştı şefkatli analar,

Kalmıştı elleri kınalı gelinle, yavrular,

Çanakkale, sen olmuştun onca şehîde mezar!

 

Kimi küçüktü, kimi büyük, kimi de hastaydı,

Ayaklar yalın, üstler perîşan, yüzler zayıfdı,

Günlerce açlık çekmişler de, yemişlerdi otlar,

Ey vatan evlâdı, hele dön de eyle bir nazar,

Çanakkale, sen olmuştun onca şehîde mezar!

 

Önlerinde siper, doğranıyordu nice yavru,

Yenileri koşarken, yoktu yüreklerde korku,

Cennet’e uçanlar, örmüştü etten birer duvar,

Çanakkale, sen ki, almıştın sayısız Mehmed’ler,

Çanakkale, sen olmuştun onca şehîde mezar!

 

Şaşkındı zalim düşmanlar ki, nedir bu bilinmez,

Yazılmıştı binler destan; ‘Çanakkale geçilmez’,

Şahitlik etmişti gökteki ay ile yıldızlar,

Şahitti melekler, ediyordu nice duâlar,

Çanakkale, sen olmuştun onca şehîde mezar!

 

Kimi elini gösterir; “Kesiver komutanım,

Vatan sağ olsun, fedâ olsun benim binler canım,

Razı olsun yeter, yüceler yücesi Allah’ım,

Unutmasın bunları ardımdan gelen nesiller,”

Çanakkale, sen olmuştun onca şehîde mezar!

 

Çıkmıştı bu nesilden asırlar boyu yiğitler,

Canlar vermişti, binlerce babalar ve dedeler,

“Ey şehîd oğlu şehîd” diye haykırdı şairler,

Rasûlullah meclisin gösteriyordu rüyalar,

Çanakkale, sen olmuştun onca şehîde mezar!

 

Ne asil bir milletti ki düşmanlar bile hayran,

Edep ve insanlığı ancak îmanından alan,

Azığın bile canına kastedenle paylaşan,

Dile getirir bütün bunları onca düşmanlar,

Çanakkale, sen olmuştun onca şehîde mezar!

 

Talipti her biri makamların en büyüğüne,

Kavuşmak istiyordu Sevgili Peygamberine,

Hasretle yanıyordu dudaklar Havz-ı Kevser’e,

Livâ-i Hamd’in altında toplanmaktı arzular,

Çanakkale, sen olmuştun onca şehîde mezar!

 

Sen, Çanakkale Cenneti diye anılacaksın,

Altın harflerle gönüllere hep kazınacaksın,

İki yüz elli bin şehîdinle canlanacaksın,

Anılacak koca mermini kaldıran Seyit’ler,

Ey Çanakkale, taşıyorsun bağrında cennetler!

Çanakkale, sen olmuştun onca şehîde mezar,

Çanakkale, değmesin asla sana kem bir nazar!

İŞTE İMAN GÜCÜ

Çanakkale savaşlarında Mecidiye Tabyası'nda Seyit Ali ile Niğdeli Ali kalmıştı. Diğer askerlerimiz şehit olmuştu. 276 kilo bir top mermisi. Top vinci yara almıştı. Seyit Ali dilinde dualarla adeta kemikleri çatırdayarak kaldırdı o mermiyi. Basamakları çıktı ve namluya sürdü. İlk iki atışta İngiliz zırhlısı Ocean'a hafif hasarlar verdiyse de, üçüncü atışında büyük zarar verdi. Atılan mermi geminin yan yatmasına neden oldu. Daha sonra Nusret mayın gemisinin döşediği mayınlardan birine çarpan Ocean zırhlısı, kısa sürede alabora olarak 700 askeriyle battı. Bu arada düşman epey bir gemi kaybetmişti. Artık yenilmiş ve çekilmek zorunda kalmıştı.

Bu başarısı sonucu Seyit Ali'ye onbaşılık unvanı verildi.

Çanakkale Savaşı'ndan bir gün sonra Seyit Onbaşı'dan top mermisini sırtına alıp fotoğrafının çekilmesi istendi. Ama o kaldıramadı ve o anın başka olduğunu söyledi. Evet, bu ancak Allah’ın yardımıyla olmuştu. Bundan sonra fotoğrafı tahta bir mermiyle çekilebildi.

18 Mart 1915’te, İngiliz mağrur komutan ve savaşın fikir babası Winston Churchill şöyle diyecekti: “Türkler Çanakkale’yi zorlayan, çağının en ileri tekniğine sahip güçler karşısında, âdeta bir kale gibi dikilmişlerdi."

İşte manevi lütuf ve ikram! Gerçekten Çanakkale’de pek çok manevi âlemler yaşanmıştır.

Şehitlerimiz için birer Fatiha okuyalım. Allah ruhlarını şâd eylesin!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Muzaffer Dereli - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Diriliş Postası Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Diriliş Postası hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Diriliş Postası editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Diriliş Postası değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce 2020-2021 sezonunda Süper Lig'de hangi takım şampiyon olur?