Diktatör kim, demokrasi nerede?

Hafta sonu yanı başımızdaki iki ülkede seçimler yapıldı. Normalde bir haber bülteninde konu, İran ve Ermenistan’da halk sandık başına gitti” diye verilirdi. Oysa öyle olmadı. Halk sandığa gitmedi.

Her iki ülkede de kendi halkını sefalete, kirli savaşlara mahkûm etmiş yönetimler yerlerini korudu. Batılı dostlarına güvenip, Karabağ işgalinden vazgeçmeyen ve bir aylık savaşta 7 binden fazla askerini kaybeden Ermenistan’da seçimleri yine Paşinyan kazandı. Tıpkı İran’da olduğu gibi.

1979 devriminden bu yana, halkını sefalete mahkum etmek pahasına köhne rejimlerini bölge ülkelerine ihraç etmek için akıl almaz bir savaş içine giren İran’da da yine Hamaney’in istediği kişi Cumhurbaşkanı seçildi: Yargının en üst makamındaki Ayetullah İbrahim Reisi. İran dünyanın en büyük petrol üreticilerinden birisi olmasına rağmen, kişi başına düşen milli geliri 8 bin dolar civarında. Yani servetini doğalgaz ve petrol gibi doğal enerji kaynaklarına borçlu olmayan Türkiye’nin de altında.

Eğer bir krallıkla yönetilmiyorsanız, halkın devlete ve demokrasiye olan güvenini ölçebileceğiniz en önemli kriter, seçimlere katılım oranıdır. Bu oran İran’da yüzde 49, Ermenistan’da ise yüzde 47’de kaldı. Yani her iki ülkede de halkın yarısı ne devletine güveniyor, ne de seçimlerin ülkedeki herhangi bir şeyi değiştireceğine.

Sürekli karamsar tablolar, yalan haberler ve algı operasyonlarıyla muhatap olduğumuz ülkemizde ise son seçimlere katılım oranı yüzde 88 olmuştu. Üstelik 2015 seçimlerinde bu oran yüzde 83’dü. Yani tüm söylenenlerin aksine Türkiye’de halk devlete güvendiği gibi, iradesinin sandığa hiçbir baskı olmadan yansıyacağına da emin.

İran’da cumhurbaşkanı adayı olmak için 592 kişi başvuru yapmıştı. Fakat Anayasa Koruyucular Kurulu isimli “devrim mahkemesi” 585 kişinin başvurusunu “devrim ruhuna aykırı” oldukları gerekçesiyle reddetti. Reddedilenlerin içinde eski Cumhurbaşkanı Ahmedinejad, mevcut Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cihangiri ve eski Meclis Başkanı Laricani dahi bulunuyor. Yani halk birilerinin kendisi için seçtikleri içinde sadece tercih hakkını kullanıyor. İran’daki rejimin “cumhuriyetten” anladığı şey tam olarak bu.

Bizde işler nasıl mı?

Maaş aldığı devlete “katil” deyip, yıkılması gerektiğini söyleyenler dahi milletvekili olabiliyor. Terör örgütünün listesinden vekil seçilebilirsiniz. Hatta Meclis’e girmek için silahları bir yere gömmeniz bile gerekmez. Dağdaki kardeşinize emanet edersiniz. Siz Meclis’ten, kardeşiniz dağdan devlete karşı savaşmayı sürdürebilirsiniz.

İşte diktatörlükle itham ettikleri ülke bu.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Murat Özer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Diriliş Postası Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Diriliş Postası hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Diriliş Postası editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Diriliş Postası değil haberi geçen ajanstır.

01

Halil Bıçak - Ermenistan'daki, İran'daki kokuşmuşluk artık gün yüzüne çıkmışken, Türkiye'de üç buçuk soysuz dağların kafa tutması can acıtıcı hale gelmiştir. Bu durum şık değildir. Ya devlet başa, ya kuzgun leşe. Maaş vererek hain beslemek ayıptır, günahtır.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 22 Haziran 11:47


Anket Vitor Pereira Fenerbahçe’de başarılı olur mu?