İnkâr edenlerin kendilerini ve kâinatı yoktan var eden yüce Allah’ı ya da O’nun elçilerini ve dolayısıyla onların getirdiklerini inkâr etmeleri yalanların en büyüğüdür. Zira onlar bu halleriyle en doğruyu, en büyük gerçeği bizzat gördükleri halde “görmedik!” diyerek yalan söylemektedirler. Yüce Rabbimiz Kur’an’da onların bu durum ve karakterlerini çok geniş bir şekilde anlatmıştır. İşte bunlardan bazıları:

Onlar Allah’a karşı açık bir şekilde yalan uydururlar:

“Yalan söyleyerek Allah'a iftira edenden daha zalim kim vardır? İşte bunlar Rablerine götürülürler ve şahitler: “Rablerine yalan söyleyenler bunlardır,” derler. Bilin ki Allah'ın laneti haksızlık yapanlaradır.” 11 Hûd 18.

“Allah'a karşı yalan uyduran, kendisine gelen gerçeği (Kur'an'ı) yalan sayandan daha zalim kimdir? Kâfirlerin yeri cehennemde değil mi?” 39 Zümer 32.

“Âyetlerimizi yalan sayanları, bilmedikleri yönden, ağır ağır sonuçlarına yaklaştıracağız.” 7 A’raf 182.

DİNİ YALAN SAYARLAR

“Dini yalan sayanı gördün mü?” 107 Mâûn 1.
“O, Peygamberi doğrulamamış, namaz kılmamış, ama yalanlayıp yüz çevirmiş, sonra da salına salına kendinden yana olanlara gitmişti.” 75 Kıyâme 31-33.

Şüphesiz ki böyleleri için güçlüğe uğramak vardır, hem de kolayca: “Ama cimrilik eden, kendini Allah'tan müstağni sayan, en güzel sözü yalanlayan kimsenin güçlüğe uğramasını kolaylaştırırız.” 92 Leyl 8-10.

Yalanı ancak onlar uydururlar:

“Yalan uyduranlar ancak Allah'ın âyetlerine inanmayanlardır. Yalancılar işte onlardır.” 16 Nahl 105.

ONLARA MÜHLET VERİLİR

Onların âkıbeti ise felakettir:
“Onlara mahsustan mühlet veririm, çünkü Benim düzenim çetindir.” 7 A’raf 183.
“Âyetlerimizi inkâr edenlere yoldan çıkmalarından ötürü azab dokunacaktır.” 6 En’am 49.

Cehl’in babası Ebû Cehil Allah’ın âyetlerinin ve O’nun peygamberinin en doğru olduğunu bildiği halde, bilerek yalanlıyordu. Bu durumunu ise, kendisi ve tâbî olanlar adına şöyle itiraf ediyordu:

Ahnes b. Şerik Bedir'de Ebu Cehil'e, “Muhammed doğru mu söylüyor?” diye sorunca cehaletin babası şöyle demişti:

“-Vallahi Muhammed sadıktır, doğru söylüyor. Çünkü o hayatında hiç yalan söylememiştir.”(Kâadı Iyaz, Şifâ-i Şerif, çev. Naim Erdoğan-Hüseyin S. Erdoğan, Çile yay., İstanbul, 1977, s. 126.)

HZ. ALİ ŞÖYLE ANLATIR

Ebu Cehil mel’un, Hz. Peygamber’e “Biz seni yalanlamıyoruz, biz senin getirdiğin şeriatı tekzib ediyoruz,” dedi. Bunun üzerine Cenab-ı Hakk şu âyeti inzal buyurdu: “(Ey Muhammed!) Onların söylediklerinin seni üzeceğini elbette biliyoruz, doğrusu onlar, seni yalancı saymıyorlar, fakat zalimler Allah’ın âyetlerini bile bile inkâr ediyorlar. Senden önce nice peygamberler yalanlandı ve kendilerine yardımcımız gelene kadar yalanlamalarına ve sıkıştırmalarına katlandılar...” 6 En’am 33-34; Tirmizî, tefsirü sûreti’l-En’am 1.

ORTAK KARAKTER

Hepsinin ortak karakteri budur işte. Fir’avnlar, Nemrutlar, Ebû Cehiller, Hâmanlar vb. Ama onlara ölüm gelip de o acıklı sonlarına muttalî oluverdikleri zaman, inandım derler. Tıpkı Fir’avn’ın dediği gibi.

Artık ne fayda, asla dönüş yok onlar için.
Onlar dünya hayatının geçici menfaatine aldanmışlar ve bunun için de insanları hak yoldan çevirmeye çalışmışlardır:

“Onlar dünya hayatını âhirete tercih ederler, Allah'ın yolundan alıkoyup onun eğriliğini isterler. İşte onlar uzak bir sapıklık içindedirler.” 14 İbrahim 3.

MÜNÂFIKLARIN YALANCILIĞI

Kalbiyle îman etmediği halde, lisanıyla inandığını söyleyen münafıkların yalancılığı daha şiddetlidir. Zira onlarda inkârdan başka bir de aldatma vardır. Hakîkati bile bile inkârlarıyla birlikte, mü’minler arasında “biz de îman ettik” diyerek ikinci bir yalana başvurmaları zulümlerin en büyüğüdür. Mü’minlere inandık demelerine karşılık, inanmadığını açıkça söyleyen kâfirlerle baş başa kaldıkları zaman da biz sizdeniz, derler. Âyet-i kerîme buna şöyle işaret eder:

“İnananlara rastladıkları zaman, “İnandık” derler, elebaşılarıyla baş başa kaldıklarında, “Biz şüphesiz sizinleyiz, onlarla sadece alay etmekteyiz” derler.” 2 Bakara 14.

Bu duruma göre onların yalancılığı iki şıkta ele alınmalıdır:

ALLAH’A KARŞI

Onların ilk ve asıl yalanı Allah’a karşıdır. Bu yönleriyle onlar, aynen kâfirler gibidir. Kâfirler açıkça bunu dile getirirken bunlar, inkârlarını mü’minlere karşı gizlerler. Ancak kâfirlere karşı açıklarlar. Bu hallerini yukarıdaki âyet-i kerîme açıklamaktadır. Şu âyette ise yüce Rabbimiz onların Allah’ı ve mü’minleri aldatmaya çalıştıklarını haber verir:

“İnsanlardan, inanmadıkları halde, “Allah'a ve âhiret gününe inandık” diyenler vardır. Bunlar Allah'ı ve inananları aldatmaya çalışırlar, oysa sadece kendilerini aldatırlar da farkında değildirler.” 2 Bakara 8-9.

Gerçekte onlar ancak kendilerini aldatırlar tabii ki. Aldandıklarını anladıkları zaman ise iş işten çoktan geçmiş olacaktır. O zaman üzülmek, gam ve keder ne fayda!..

MÜ’MİNLERE KARŞI

İnanan kimselere karşı yalanları da yine iki şıkta görülür:

A- İman ettik demekle: İman ettiklerini söylemekle Allah’ı aldatamazlar, fakat mü’minleri aldatırlar. Çünkü kalplere yüce Allah (c.c.) muttalîdir, ama mü’minler bunu bilmezler:

“İşte bunların kalblerinde olanı Allah bilir. Onlardan yüz çevir, onlara öğüt ver, kendilerine tesirli sözler söyle.” 4 Nisâ 63.

Mü’minler onların amel ve sözlerine şahit olarak bir miktar anlayabilirler. Bunun için münafıkların, Müslüman görünmeleriyle îman edenleri aldattıklarına şahit olmaktayız. Gerçek yönleri kâfir olduğundan, mü’minlere daima hainlik yapmışlar, pek çok nifak ve zulme sebep olmuşlar, inananlarla kâfirler arasında gelip gitmişlerdir:

“Bunların arasında bocalayıp durmaktalar, ne onlara (bağlanıyorlar) ne bunlara. Allah'ın şaşırttığı kimseye asla bir (çıkar) yol bulamazsın.” 4 Nisâ 143.

Onlar mü’minlere her fırsatta îman ettiklerini anlatmaya, onları buna inandırmaya çalışırlar:

“Size rastladıkları zaman: “İnandık” derler, yalnız kaldıklarında da, size öfkelerinden parmaklarını ısırırlar. De ki: “Öfkenizden çatlayın”. Allah kalblerde olanı bilir.” 3 Âl-i İmran 119.

“İnananlara rastladıkları zaman, “İnandık” derler, elebaşılarıyla baş başa kaldıklarında, “Biz şüphesiz sizinleyiz, onlarla sadece alay etmekteyiz” derler.” 2 Bakara 14.

Dünya hayatında gûya mü’minlerle alay eden ve onları “beyinsizler” (82 Bakara 13) olarak nitelemeye çalışan münafıkları asıl Allah (c.c.) alaya almaktadır:

“Onlarla Allah alay eder ve taşkınlıkları içinde bocalar durumda bırakır.” 2 Bakara 15.

Onlar böyle yaparak bir alışveriş yaptılar ama bu onlara asla fayda vermeyecektir:

“Onlar, doğruluk yerine sapıklığı aldılar da alışverişleri kâr getirmedi; doğru yolu bulamamışlardı.” 2 Bakara 16.

Münafıklar mü’miniz demekle Müslümanlar arasında yaşarlar. Onlar gibi zaman zaman camiye devam ederler. Allah’ı zikreder görünürler ama bütün bunlar onlara asla kazanç sağlamaz:

“Vay o namaz kılanların haline ki!” 107 Mâûn 4.

“Onlar namaza kalktıkları zaman üşenerek kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar, Allah'ı da pek az hatıra getirirler.” 4 Nisâ 142.

B- Islah ediciyiz demekle: Onların bozuk karakterleri tamamen yalan üzerine kurulmuştur. “İman ettik” demekle yalan söyledikleri gibi, toplum düzenini alt üst ettikleri halde de, “ıslah edicileriz” diyerek ortaya çıkarlar. Bu manayı Kur’an şöyle haber verir:

“Kendilerine: “Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın” dendiği zaman, “Bizler sadece ıslah edicileriz” derler. İyi bilin ki, asıl bozguncular kendileridir, lakin farkında değillerdir.” 2 Bakara 11-12.

Onların eline fırsat geçtiği anda insanların hayrına olan şeyleri bozar, insanlar arasında bozgunculuk yapmayı sanat edinirler:

“Dünya hayatına dair konuşması senin hoşuna giden, pek azılı düşman iken, kalbinde olana Allah'ı şahit tutan, işbaşına geçince, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya, ekin ve nesli yok etmeğe çabalayan insanlar vardır. Allah bozgunculuğu sevmez.” 2 Bakara 204-205.

Zaten onlar iyiliği yasaklar ve kötülüğü emrederler:

“İkiyüzlü erkek ve kadınlar da birbirlerindendir: Kötülüğü emreder, iyiliğe engel olurlar; elleri de sıkıdır; Allah'ı unuttular, bu yüzden Allah da onları unuttu. Doğrusu ikiyüzlüler fasıktırlar.” 9 Tevbe 67.

Bunlar ne kötü bir hal ve âkıbettir.