Reklamı Kapat

Sen ne isen çocuğun da odur

Ailenin, insanoğlu ve içinde yaşadığı toplum üzerindeki etkisini dikkate aldığımızda günümüzde aile üzerine düşünmenin ve konuşmanın son derece elzem olduğu gerçeğiyle karşılaşmaktayız. Basit bir gözlem için sosyal yaşama bir göz attığımızda, özellikle gençlerimizin toplum içindeki davranışlarının geleceğimizin göstergesi olduğu gerçeği içimizi derinden yakmaktadır.

Anne babaya hürmet, öğretmene tazim, yaşlılara saygı, kendinden küçüklere şefkat ve merhamet gibi birçok önemli vasıftan giderek uzaklaşıyor olmanın karineleri rahatsız edecek düzeyde bir gerçeklik olarak karşımızda duruyor. Anne babaların dilinden “çocuğumuzu artık kontrol edemiyoruz, ne yapsak bilemiyoruz” yakınmaları düşmüyor. Acaba aynı anne babalar, “gençtir bırakalım gençliğini yaşasın” sözüne de çok bel bağlamış olabilirler mi? Neticede insanoğlu fıtrat üzere dünyaya geliyor, yani kimseye kötülük yapmaya kurgulanmış olarak değil bilakis iyiliğe eğilimli.

Anne babaların en zor sorularından birisi şudur: “Çocuğumuzun daha iyi olması için ne yapabiliriz?” Soru kolay gibi görünse de etraflıca bir cevap bulmak kolay değil. Çünkü çocuğun veya gencin mevcut davranışının bir bölümü insanoğlu daha anne karnındayken belirlenmiş oluyor. Babanın helal lokma kazanması, çocuğunun kursağından haram geçmemesi için çaba harcaması, annenin kendini hatalardan ve günahlardan uzak tutmaya çalışması, harama göz dikmemesi, kötü düşünmemesi gibi faktörler oldukça etkili.

Ne var ki, hamileyken ilaç kullanmayın, sigara ve alkolden uzak durun, radyasyona maruz kalmayın diyen doktorlar varken, hamileyken haramdan uzak durun diyen gönül doktorlarının sayısı o kadar fazla değil veya insanoğlu maddi omurgasına verdiği önem kadar manevi omurgasını önemsemiyor olabilir. Dünyaya geldikten sonra da bu noktalarda gereken hassasiyet gösterilmeyince insanoğlu ergen veya erişkin olmaya başlayınca bu soruların sorulması için geç kalınmış olunuyor.

İnsanoğlu bebeklik ve çocukluk çağında bir gözlemcidir adeta. Çevresinde olup bitenleri anlamaya ve anlamlandırmaya çalışır. Buna bağlı olarak da kendine özgü bir yaşam tarzı geliştirmeye başlar. Evde konuşulan neler varsa, ne tür davranışlar sergileniyorsa ve anne babanın ilişki şablonları nasılsa çocuk da buna bağlı olarak bir kişilik ve karakter zemini oluşturmaya başlar.

Aslında anne babamız bizlere kalıtsal olarak devrettikleri genetik mirasın yanı sıra doğumdan sonrasında da bizim için belirleyici bir etkiye sahipler. Saç ve göz rengimiz, boyumuzun uzunluk kısalığı, bir dizi hastalıklar bize kalıtsal olarak ebeveynimizden geçiyor. Bunların yanı sıra öfke, titizlik, merhamet ve takıntılar gibi bir dizi kişisel özelliklerimizde de anne babamız rol oynuyor.

Sadece bununla da kalmıyorlar anne babalarımız. Doğumdan sonra her anımızda, kritik her özelliğimizde damgaları var onların. Dürüstlük, çalışkanlık ve kendimize güven gibi birçok kişilik özelliğimizi onların bize verdiği tepkilere bağlı olarak yapılandırmaktayız. Gözümüzün önünde yalan söylerlerse bize “dürüst ol evladım” demesinin hiçbir etkililiği kalmıyor aslında.

Yani; çocuklarımız bizim davranışlarımıza dikkat ediyor, gözlemliyor, bu davranışları model alıyor ve ardından da aldığı modeli taklit ediyor. O halde “bu çocuk neden böyle oldu?” sorusu yanlış bir soru oluyor. Bunun yerine “nerede hata yaptım da bu çocuğa yanlış rol model oldum ve çocuğum bu yüzden böyle davrandı?” dememiz gerekiyor.

Gerçekten bugün toplumda gençler arasında ahlaka mugayir davranışlar sergileniyorsa, artık en asgari insanî vasıflara bile razı olmaya başladıysak, evliliklerden çok boşanmalar gerçekleşiyorsa, dürüstlük aranan bir özellik haline gelmişse, dindar olduğu söylenen evlerde gayri meşru ilişkiler özellikle gençler arasında yaygınlaşmışsa ve evlilik bilhassa gençler için ürkütücü bir tabu haline gelmişse bunun vebalini gençlerde ve ergenlerde aramak beyhudedir.

Bunun yerine dönüp ebeveyn ve yetişkinler olarak kendimize bakmalıyız. Eğer evlerde evlatlarımızı yanımıza alarak samimi bir ortamda dini ve ahlaki konuların konuşulduğu sohbetler yapılmıyorsa, çocuklarımızla birlikte “bir Müslümanın şahsiyeti nasıl olmalıdır?” sorusunu birlikte sorup cevaplamıyorsak, genç kızlarımız annelerinden başörtü markaları kadar iffetli olmanın yöntemlerini de öğrenemiyorsa ve helal-haram konuları ele alınmıyor ve bu tür konularda tavizkar davranmamak gerektiği üzerinde titizlik sergilenmiyorsa çocuklarımızı sorgulamak büyük bir haksızlıktır.

Önce biz dürüst davranacağız, kul hakkına riayet edeceğiz, yetimi ve yoksulu gözetecek, anne babamıza hürmeti elden bırakmayacağız ki bunları çocuğumuzdan beklemeye hakkımız olsun. Saff Suresi ikinci ayette Yüce Mevlamız şöyle buyurmaktadır; “Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?” Aslında bu mesaja uygun davrandığımızda birçok problemi önceden önlemiş oluyoruz.

Selametle kalınız…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Prof. Dr. Ahmet Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Diriliş Postası Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Diriliş Postası hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Diriliş Postası editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Diriliş Postası değil haberi geçen ajanstır.



Anket A Milli Takım Katar'a gidebilir mi?