Son Dakika

AB idealizmi, kusursuz demokratlar ve Aylan Kurdi

AB kendi siyasetini, Hollanda Başbakanı Mark Rutte’nin, “Bazen pistte kim varsa onunla dans edeceksin” sözüyle tanzim etmeye kalkarsa, krizlere çözüm bulmaktan ziyade ancak onların derinleşmesine katkı sunabilir.

Büyük umutlarla inşa edilen ve insanlığa örnek bir kurum olarak sunulan Avrupa Birliği’nin (AB), İkinci Dünya Savaşı öncesi hüküm süren sömürgeci ruhuna geri dönme arayışları içine girmesi, AB’nin umut sahnesinin perdesinin kapanmakta olduğuna işaret etmektedir. Avrupa’nın birçok uluslararası sorun karşısında sorumluluk almaktan kaçındığı ve hızlı bir biçimde popülizme kaydığı görülmektedir. Bu durum küresel refahı ve barışı tehdit edici senaryolara kapı aralamaktadır.

Batılı devletlerin ulusal çıkarları uğruna yürütülen politikalar ve bunların etrafında şekillenen savaşlar, yoksulluk ve terör eylemleri yüzünden milyonlarda insan Avrupa kapılarına dayanmış bir vaziyettedir. AB’nin bu realiteden kaçması veya kaçınması pek olası değildir. AB’nin Avrupa’ya kontrolsüz göçü önlemek için evrensel değerler üzerinden hareket etmesi ve insani sorumluluk hususunda kayda değer bir inisiyatif alması gerekmektedir.

Avrupa’nın yeniden güçlenmesine ırkçılığın, eski hesaplara dayalı politikaların ve popülizmin fayda sağlamayacağını tarihteki olaylar gözler önüne sermektedir. Bu çerçevede Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Rusya, ABD ve Çin’e karşı oluşturulmasını önerdiği AB ordusu fikri, AB’nin nasıl bir bataklığa doğru sürüklenmekte olduğunu göstermek için yeterlidir. AB'nin ciddi bir reforma ihtiyaç duyduğu ortadadır. Ancak bu reform, Avrupa’yı Birinci Dünya Savaşı öncesine götürme çabaları şeklinde gün yüzüne çıkmamalıdır.

Özellikle Ortadoğu ve Doğu Akdeniz gibi hassas bir coğrafyada, art arda gelen benzeri görülmemiş sınamalar, AB’ye önemli sorumluluklar yüklemektedir. Maruz kalınan bu karamsar ve karmaşık süreçte AB, bölgesel ve küresel barışa katkı sunacak tarafsız, stratejik ve bütünlükçü bir anlayışla hareket ederek, azami ölçüde birlikteliği sağlayıcı bir uyum denemesine yönelmelidir.

AB'nin daha güçlü küresel bir rol üstlenme gayreti, Rusya ve Çin'in bölgedeki artan etkisi ile mücadelesi yukarıdan inme dayatmacı bir siyasi anlayışla mümkün hale getirilemez. Her ne kadar Asya ve Afrika’nın Akdeniz’de kesiştiği topraklarda ürkücü krizler yaşanıyor olsa da buralardaki yangınların Avrupa’nın kurulu düzenini yerle bir etmesi uzak bir ihtimal değildir.

Bu nedenle AB kendi siyasetini, Hollanda Başbakanı Mark Rutte’nin, “Bazen pistte kim varsa onunla dans edeceksin” sözüyle tanzim etmeye kalkarsa, krizlere çözüm bulmaktan ziyade ancak onların derinleşmesine katkı sunabilir. Günümüzde Avrupalı liderlerin birçoğunun, AB’yi kuran ve ileriye taşıyan kurucu liderlerin felsefesinden ve bakış açısından çok uzak olduğu aşikâr bir durumdur. Örneğin, bugünlerde AB tarafından "gerçekçi bir dış politikanın" benimsenmekte olduğu söylenmektedir. Rutte’nin söylemleri bağlamında gerçekçi bir politikaya geçilecekse bu AB idealizminin sonu demektir.

Mısır'ın Kızıldeniz kıyısındaki Şarm el Şeyh kentinde 24-25 Şubat’ta düzenlenen AB-Arap Ligi zirvesinde, Avrupalı liderlerin Belçika medyasının ifadesiyle, “Mısır diktatörünü kucaklamaları" ve meydana gelen idamlara sessiz kalmaları, Avrupa'nın yeni gerçeklik politikasının hangi yolda ilerleyebileceğine dair sinyaller vermektedir. AB’nin normlar ve ilkeler kapsamında Türkiye’ye; gerçekçi politikalar bağlamında Mısır ve Arap ülkelerine farklı siyasi yaklaşımlar sergilemesi, Avrupa’da ne denli bir kırılmanın yaşandığını belirtmesi bakımından dikkat çekicidir.

 AB devletlerinin Akdeniz güzergâhını kullanarak Avrupa’ya gelmek isteyen göçmenlerin sayısını azaltmak adına böyle bir politikaya başvurmuş olabileceği düşünülse de dünyanın en tehlikeli deniz güzergâhlarından biri konumundaki Akdeniz’de Türkiye’nin rolü yadsınamaz. Akdeniz’e kıyıdaş ülkeler arasında göçmenlere yönelik insani uygulamalarda Türkiye ilk sırada yer almaktadır. Buna karşın Avrupalı ülkelerin tek amacı mülteci krizini kendi sınırlarından uzak tutmaktır.

AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Junker'in, “otokratlarla birlikte oturmaktan hoşlanmıyorum ama sadece kusursuz demokratlarla işbirliği yapsaydım, haftalık çalışma mesaim Salı günü biterdi" sözünü anımsayınca, insanın aklına kaçınılmaz olarak şu soru geliyor: Siz kusursuz demokratlar(!) kaç masum çocuğu Aylan Kurdi olmaktan kurtardınız?   

Yorumlar

Buse Tuna Savaştan kaçan insanlara karşı Türkiye haricindeki ülkeler, sürekli dışlayan bir tutum sergilemektedir. Dışlayan bir tutumdan ziyade, birlik ve beraberliği ön plana çıkaran çözüm yolları aranmalıdır. Aylan Kurdi, savaş, kıtlık vb. nedenlerle doğduğu topraklarda yaşama hakkı elinden alınıp göçe zorlanmış, bu uğurda hayatını kaybetmiş milyonlarca çocuğun sembolü haline gelmiştir. Geleceğin yapı taşı olan çocuklara savaşın bedelleri ödetilmemelidir ve bu gayede sivil toplum olarak bizler ve liderler bütün sorumlulukları almalıyız.

Hazen Gümüşkaya Avrupa Birliği çöküşünü gizlemek için her ne kadar Müslüman-Türk düşmanlığını, sözde demokrasiyi, terör sempatizanları için 'fikir özgürlüğü' savunmasını kullansa da, hem ekonomik hem de sosyal olarak yaşadığı vahim kriz ve düşüş süreci AB ülkeleri dahil tüm dünya tarafından görülmektedir. Başta Fransa olmak üzere sosyal bir patlamaya hazır olan Avrupa toplumunda ırkçılık, din düşmanlığı yeniden yükseliş göstermektedir. Mültecilik konusunu sadece siyaset malzemesi olarak kullanmaktan öteye gitmeyen Avrupa'nın insan hakları ile ilgili söylemlerinin içleri ne yazık ki boştur. En kötüsü de terörü övüp doğrulayanları kendi yurdunda besleyen, kirli geçmişinde kundaktaki bebekleri süngülerinin ucuna takan bir topluluğun vicdanı ne Aylan için ne Omran için ne de diğer mülteciler için sızlayacaktır.

Jin Hoca Avrupa Birliği gücünü ve/veya ekonomik gücünü günden güne kaybetmektedir, dolayısıyla kendi ideolojisinden farklı ideolojiye sahip olanlara kapılarını kapatmıştır ve bunu yaparken zaman zaman insanlık dramlarına neden olmuştur, Aylan Kurdi örneğinde gördüğümüz üzere. Avrupa Birliği I. Dünya Savaşından önce olduğu gibi sömürgeci eylemlerine devam etmek istede dönemin şartlarına istinaden pek de başarılı olamamıştır. Fakat en güncel Suriye iç savaşında gördüğümüz üzere başta ABD olmak üzere Rusya, Çin ve İran’dan daha başarılı olamamıştır. Avrupa tarih boyunca göçe kapalı bir politika izlemiştir-tabi göreceli olarak- Birlik kurulduktan bu yana bu fobia daha da bariz bir şekilde anlaşılmaktadır. Bunun en acı, en dramatik, en trajedik örneği Aylan Kurdi ayıbıdır ki dünyanın gözü önünde yaşanmıştır.

Musa Eryılmaz Hocam bu sözü çok tuttum: "Avrupalı ülkelerin tek amacı mülteci krizini kendi sınırlarından uzak tutmaktır."

Alptekin Mert Hollanda Başbakanı Mark Rutte’nin, “Bazen pistte kim varsa onunla dans edeceksin” sözü herşeyi özetliyor. Avrupa realizme geri dönüyor.

Yazara ait diğer yazılar

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.