Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

ABD-İngiltere Savaşı Hollywood’a mı taşındı?

Dunkirk ve En Karanlık Saat, sadece 2. Dünya Savaşı’nı konu edinmiyorlar. Aynı mevzuu başka açılardan ele alıyorlar. İngiliz ordusunun 400 bin askerinin Dunkirk kıyılarında sıkışıp kalması ve yüz binlerce askerin kurtarılması hikâyesi iki filmde de merkezde.

Dunkirk, doğrudan mahsur kalan askerler ve kurtarılma hikâyesini işlerken, En Karanlık Saat’te ise 2. Dünya Savaşı’nın başında Winston Churchill’in yeniden başbakan olması ve İngiltere ile Avrupa’yı yok olmaktan kurtarması (!) anlatılıyor.

Evet, En Karanlık Saat bir kurtuluş hikâyesi.

2. Dünya Savaşı’nın başlangıcı… Nazi Almanyası tüm Avrupa’yı işgal etmek üzeredir. İngiltere’ye de karabasan gibi çökmesinin ardından Büyük Britanya başbakanı Neville Chamberlain (Ronald Pickup) görevinden ayrılmak durumunda kalır. Yerine Winston Churchill’in (Gary Oldman) getirilir. Görevi devralmasının hemen ardından Churchill’i çok zor kararlar beklemektedir. Hitler’le barışmalı mı, yoksa savaşa devam edip ülkesine liderlik (!) mi yapmalı?

Film tarihi yaşanmışlıklara dayandığı için konu sürpriz olmayacak. Mesele nasıl işlendiğidir.

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki, En Karanlık Saat, son dönemdeki en iyi sinematografi örneklerinden birini sunuyor. İhtiyar Churchill’in çelişkili karakteri, bol alkollü hayatı, insanlarla iletişimindeki gariplikler, sinematografik olarak başarılı şekilde desteklenmiş. Özellikle ışık kullanımında ders niteliğinde denemeler var. Kamera hareketleri de aynı derecede meseleyi desteklemiş.

Oyunculuklar hususunda da kalburüstü bir işle karşı karşıyayız. Hele hele Gary Oldman’ın performansı kendisini Oscar’a götürebilir. En iyi erkek oyuncu kategorisindeki adaylığı ve Altın Küre’de ulaştığı ödül boşuna değil…

Peki, film ne anlatıyor?

Churchill’in dilinden dökülen tek cümle her şeyi özetliyor:

“Başın aslanın ağzındayken onunla pazarlık anlamsızdır.”

Yani Hitler ile barış görüşmesi yapıp yenilgiyi kabul etmemelidir. Zira öyle de olur Hitler’le masaya oturmaz. 5 yıl sonra da Naziler savaşı kaybeder.

Filmde Churchill’e Avam Kamarası’nda muhalefet edenlerin temel düsturu “barış yapalım, kurtulalım” olur. Sulh taraftarı olduklarından değil, daha berbat duruma düşmemek için bunu telkin ederler. Churchill ise yine aynı gaye ile (daha berbat duruma düşmemek için) direnmeye karar verir.

Filmle alakalı “barış karşıtı” söylemleri haklı olmakla beraber haksız da…

Gözü dönmüş bir katil bütün kıtayı yakıp yıkarken barış masasına oturmak mı, esareti kabullenmeyip direnmeyi seçmek mi?

Dünyada şu an benzer şeyler yaşanmıyor mu?

Filmin barışçıl olduğunu söylemek de mümkün değil.

Her iki bakışın da ayakları havada kalır.

Zira bize barışçıl diye dayatılan bakış açıları ve söylemler de esasında “direnmeyin” demekten başka bir şey değil.

Haliyle, “hangi barış” sorusu dile gelir…

En Karanlık Saat ile alakalı daha tehlikeli bir mesele var. Dünyanın jandarması ABD ve gölge jandarma İngiltere’nin, yani bugünkü Büyük Britanya’nın, yakın geçmişte Hitler gibi bir tehlikeye karşı direnerek ayakta kaldığını ve bugünkü barışçıl (!) duruşunu bu mücadelesine borçlu olduğunu iddia ediyor film.

İngiltere aklanıyor… ABD aklanıyor… Çünkü Nazi tehlikesine karşı mücadele eden herkesin birkaç asır muafiyeti olabilir.

Jandarmalık da yapabilir, insanlığa karşı hata (!) da yapabilir.

Hoş görmeliyiz…

Ve yine ‘Dunkirk’, ‘En Karanlık Saat’ ve ‘Victoria ve Abdul’ filmlerinin ortak yönü…

ABD ile İngiltere arasında örtülü bir savaş olduğu iddia ediliyor. Bugün dünya düzeninde bu iki süper gücün mücadelesiyle karşı karşıya kaldığımız söyleniyor.

Hollywood yapımı bu işler İngiltere’yi alt metinde yeriyor mu?

Kraliçe Vitoria’nın ‘bunadığı’ dönemine dair bir film…

Churchill’in ‘bunamaya başladığı’ döneme dair bir film…

İngiltere’nin çok zor durumda kaldığı Dunkirk olayına dair bir film…

Aklıma gelen sorular bunlar…

Kim bilir!