Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Acı undan tatlı aş yapılmaz

“On altı yıllık evliyim ve iki çocuğum var. Oğlum on iki yaşında, ne yaptıysam yapması gerekeni öğretemedim. ‘Oğlum çalışmazsan okuyamazsın, okuyamazsan bir baltaya sap olamazsın, ele güne muhtaç olur, avuç açmak zorunda kalırsın. Bak ablana, ben hiç çalış diyor muyum? Ne güzel kendisi oturup çalışıyor. Sen de çalış ki hayatını kurtarasın’ diyorum anlamıyor. Çok bunaldım,  neredeyse tartışmadığımız gün yok. Ben galiba boşuna uğraşıyorum, bu çocuk adam olmayacak.”

–          Aynaya bakmayı bilmeyen, hayatta sadece karşısında gördükleri var zanneder.

–          Ne yapmak istediğini bilip te nasıl yapacağını öğrenmeyenler, istedikleri sonucun tam tersini elde ederler.

–          Sadece sonucu görüp süreci es geçenler; süreçte ne olup bittiğini, bu durumun ne yapmayı gerektirdiğini bilemeyecek ve hep şikâyet etmeye devam edeceklerdir.

–          Daha iyisini yapabilmek için kendisine düşeni zorlansa da yapmayı göze alamayanlar; şikâyetlerden beslenip kurban rolünü oynamaya devam edecekler ve durumun daha kötüye gitmesine engel olamayacaklardır.

Sözleriniz acı olursa, tatlı bir etki bırakmaz. Unun acıysa aşın tatlı olamayacağı gibi. Sözlerle canı yananlar, kendisini değil muhatabını görür ve ona karşı duyguları değişir. Kendisinin ne yapması gerektiğini değil, karşısındakinin ne yapmaması gerektiğine odaklanır. Canı acıyanın tabiri caizse düşünme ve öğrenme damarları daralır. Enerjisi dağılır, coşkusu kaybolur ve değil daha iyisini yapmak, mevcudu bile koruyamaz.

–          Bilgi eksikliği, kendisinde var olan sevgi, şefkat, merhamet, sabır ve paylaşım gibi değerlerin kullanmasını engeller. Karşısındakinin değerlerini de göremez çünkü, bakıp gördüğü eksikliklerin kendisine söz söyleme hakkı tanıdığına inanı.

–           Haklı olduğuna inanmak, alternatif bakış açısına algıları kapatır.

–          Kıyaslama, karşısındakini kötü hissettirmenin en kestirme yollarından birisidir. Kendisinin kötü, kıyaslandığının iyi olduğu algısı; sadece üzüntü, kıskançlık, kendini yetersiz görme, daha iyi olamayacağına inanma ve bunu söyleyene öfke şeklinde bir etki yapar ki, buradan çalışma azmi ve daha iyi olma motivasyonu asla çıkmaz.

–          Yaş dönemi özellikleri ve doğru tutumun ne olduğu bilinmezse, dil değişmez,  çocuk büyüdükçe beklenti artar ve çatışmalar büyür.

–          Allah’ın bütün kâinatta var ettiği oluş ve bozuluş kanunları, insanda da en canlı haliyle devam eder. Korkutarak, kötü olacağının fotoğrafını gözünün önüne getirerek ve ‘Ben senden memnun değilim çünkü benim istediğim gibi olamıyorsun’ mesajını vererek çocuğun tam performans çalışacağını düşünmek tam bir hayalciliktir. Olmaması gereken sözlerden olması gereken bir etki çıkmaz, hele de bu çocuk adam olmaz deniyorsa.

Öyleyse yapılacak şey; önce çocuğunu her durumda sevdiğini, kendi gözünde çok değerli olduğunu, mutlu olmasını çok önemsediğini ve her çocuğun ayrı özellikleri olduğunu, kimsenin kimseye benzemek zorunda olmadığını, önce hal diliyle, sonra da söz ve tutumlarla çocuğa hissettirmektir. Bunun yanında, bazen kan değerlerinin ve B12 vitamininin düşüklüğü ve tiroit problemleri; çocukta tembellik, anlayamama, ders çalışmada isteksizlik gibi görünebiliyor.

Sonuç olarak, ortada sevgi dili ve sevgi davranışı yoksa, aşağılama ve sürekli beklenti içinde olmak varsa, orada mutlu ve öğrenebilen bir çocuk bulunmaz. Tercih bizim, öğrenerek daha doğru mu davranalım mı, yoksa aynen mi devam edelim?