Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Adana’da post-modern bir meddah

Ünlü meddah, geçtiğimiz hafta Adana’da bilmem kaçıncı gösterisini sergiledi. Mendili var mıydı bilemiyorum, belki ceketinin cebinde saklamıştır ama kesinlikle değneği yoktu. Geleneksel değildi yani. Modern ve yenilikçi olmayı benimsemişti. Gözlükleri ise ona ayrı bir hava katıyordu.

Her meddahın görevidir güldürmek. O, henüz birkaç yıllık çömez olduğu halde halkın ekseriyetini güldürmeyi başarmış parlak bir mizah işçisiydi.

Onun şölen niteliğindeki muhteşem gösterisini kaçıranlar ya da hatırlamak isteyenler için, nükte dolu o muhteşem sözlere kısaca bir göz atalım.

“80 milyonun başımızın üstünde yeri vardır’’ dedi mesela, babacan bir tavırla. 80 milyondan kastı, yalnızca; terör odakları, vatan hainleri ve Batı yalakalarıydı.

“Cumhuriyet’i kuranlar hiç kimseye, hiçbir aileye, hiçbir sınıfa imtiyaz tanımadı; sen sarayda oturacaksın millete zincir takacağım diyeceksin” dedi. Aslında, halk tezekten erzak ummaya çalışırken, Cumhuriyet’i kuranların dünyada eşi olmayan Savarona yatında âlem yapmasını veya Hint Müslümanlarının hilafetin kurtarılması ve milli mücadeleye destek olması amacıyla gönderdiği yardım paralarının banka sermayesi olarak kullanılmasını eleştirmek istemişti. Belki de eleştirdiği, şapka kanunu çıkartılarak Yahudi asıllı Hakko ailesinin bir anda milyarder yapılmasıydı… Orasını tam çözemedim. İnce bir espriydi!

Başkanlık konusunu da kurcaladı post-modern meddahımız. “Bir kişi gelecek, efendim ben sayısal çoğunluğum sistemi değiştireceğim diyecek. Haydi oradan sen kimsin de sistemi değiştireceksin” dedi. Niyeti sayısal azınlığının dezavantajını İngiliz ve Yahudi maşalığı yöntemiyle bertaraf edip, 1000 yıllık sistemi tek gecede değiştirenleri tenkit etmekti aslında.

Adalet, zulüm, devlet, yargı, kavramları üzerinden edebiyat yaptı. Görünenin aksine, hedef tabii ki de İstiklal Mahkemeleri idi.

Halkına silah doğrultan, Meclis’ini bombalayan askeri öve öve bitiremedi konuşmasında, mahsusçuktan. “Linç edilen askerin hesabı sorulacak” dedi. Fakat Allah ve vatan uğruna şehit olan askerimizin, polisimizin, sivilimizin hesabı sorulacak demek istedi, yanlış anlaşılmasın. Yahut bir asırdır, bu milletin dinini, imanını, kültürünü linç etmekten başka bir gayesi olmayan siyasal zihniyete de giydirmiş olabilir. Tartışmaya açık bir bahis.

Sürüyle vatan haini paralelci yetiştiren asker, sağlık ve eğitim kurumlarını yeniden açacağız vadinde bulundu. Uçmuştu. İzleyen ve dinleyenleri kırıp geçiriyordu…

İhanet ve vatan satma işine girip zengin olan, hobi olarak da gazetecilikle meşgul olan bir güruhun, parmaklıklar ardında olmasına çok üzüldüğü belirtti. İçi kan ağlıyordu. Bu şekilde konuşarak, esasında, halen hapse girmeyen ve Amerikan battaniyeleriyle uyuyup Alman saraylarında kendi ülkesini ispiyonlayan şeref yoksunu gazeteci müsveddelerine dokundurmak istemişti.

CHP iktidarında yasağa son verileceğini söyledi cesurca. Heccavımız coşmuştu yine. Hicvin zirvesini oynuyordu. O, gerçek bir sanatçıydı… Yasak ve zulümlerle dolu CHP tarihi, böylesine kısa ve öz şekilde, ancak bu cümleyle resmedilebilirdi.

Lakin altın vuruşu muhteşem bir cümleyle yapmıştı:

“Bizi bir arada tutan ana çimentolardan biri de laikliktir. Bütün samimi Müslüman kardeşlerime sesleniyorum. Senin inancın benim başımın üzerindendir.”

Yapabildiği en iyi işi icra etmişti yine. İnsanları gülmekten öldürüyordu.

O, halkı mizah komasına sokan azılı bir suçluydu.

Modern bir suçlu…