Son Dakika

Aklın tefsîri (II)

Kaldığımız yerden devam edelim…

Akıl kendi nev’i içinde akl-ı selîm ve akl-ı sakîm olmak üzere iki kısımdır:

Tam selim akıl, düşündüklerinde hiç hata etmez, asla yanılmaz. Pişmanlık gerektirecek hiçbir harekette bulunmaz. Hep doğru, isabetli ve akıbeti iyi işler yapar. Bu çeşit akıl ancak peygamberlerde bulunur ki; teşebbüs buyurdukları her işte muvaffak olmuşlardır. Hüsranı icab ettiren hiçbir şeyde bulunmamışlardır. Derece olarak bu akıllara en yakın akıllar; Ashâb-ı Kirâm, Tâbiîn, Tebe-i Tâbiîn ve mertebelerine göre din imamlarının akıllarıdır. Bunların akılları, ilâhî hükümlere yakîn akıllardır. Onun için bunların zamanında İslâm alemi genişliyor, Müslümanların sayısı artıyordu. Âlemin hâllerine vakıf olanlar, bunu ziyadesiyle tasdik etmeye mecbur olurlar...

Sakîm akıl ise kısa, kusurlu, devamlı yanılan akıldır. Düşündükleri ve yaptıkları ekseriyetle yanlıştır. Melâleti, melâmeti, hasâreti ve nedâmetimûcib olur. Yani üzüntüye, ayıplanmaya, ziyana ve pişmanlığa sebep olur. Devamlı eseflenir, üzülür…

[…] Din sabittir, karar etmiştir ve daimîdir. Dünya ise herhâlde fanidir ve muvakkattir, geçicidir. Elbette fani işlerdeki akıl, sabit ve devamlı olan işlerdeki akla tercih edilmez. Dolayısıyla aklın, işlerde ve bilhassa din işlerinde; esas delil, hüccet ve yegâne kıyas olamayacağı açıkça görülmüş olur. Din umurunda akla istinad edilmez. Zira akıl kararda değildir…

Akıllar birbirinin zıddı ve aksi olduğu gibi, bir adamın aklı dahî gâh doğru gâh hatalı olur. Ekseriyeti de hata olur. En akıllı farz edilen zât, değil din işlerinde, ihtisas sahibi olduğu dünya işlerinde bile çok hatalar eder. Büyük kısmı hatalı olan akıllara nasıl güvenilebilir? Sabit ve daim olan din işleri nasıl olur da bu sakîm akıllara havale olunur? İnsanların hilkatlerinin ve ahlâklarının başka başka olması gibi; akılları, tabiatları ve işleri dahî başka başkadır. Birisinin aklına ve tabiatına mutabık olan, diğerininkine uymayabilir. Bu sebeple akıl, işlerinde tam hüccet olamaz. Ancak akıl ile beraber Şer’i Şerif; kâmil, tam hüccet olur. Onun için; ‘’Dinini ve imanını beşerî fikirlerin neticelerine ve aklın bakışlarının semerelerine bağlamaktan çok kaçın!’’ buyurmuşlardır.

Akıl hüccettir. Fakat hüccet olmasından murat, akl-ı selimdir; her akıl değildir. Elhâsıl, selim akıllardan başka akıllar müstekim olmadıklarından, bir şeyi kabul edip etmemelerinde yahut uygun bulup bulmamalarında kaale alınacak bir taraf yoktur. Selim akıllar Peygamberlerin akıllarıdır. Din hükümlerinin en açıkları, en parlaklarıdır. Bu akıllar için delile ihtiyaç olmadığı gibi, beyyineye (hüccete) dahîhâcet yoktur.

***

Mevzu en temelinden budur. Aklın en ileri mertebelerindeki büyükler; aklını put belleyenleri, daha aklının ufkunu kestiremediği hâlde şahsî bir din tefsîr edip onu mutlak hakikat yetine koyanları, her devirde böyle tafsilatlarla rezil rüsva etmişlerdir. Akıldan bir nebze nasiplenenler ve aklın hareket alanını objektif  biçimde tanımlayabilenler için laf kalabalığına gerek yoktur.

Bununlabirlikte; yeni bir fıkıh, kendi tabirleriyle yeni bir metafizik, hatta cehaletlerini tasdik edici bir edayla yeni bir kelâm ilmi çağrısı yapanlara da söylenecek söz çoktur. Bu hususta dikenlerimi, kısmetse daha sonra göstereceğim…

*Faydalanılan eserler:

Son Halkalar ve SeyyidAbdülhakimArvasi’nin Külliyatı, Süleyman Kuku, Damra Yayınları

Silsile-i Aliyye’nin Son Altun Halkası SeyyidAbdülhakim-i Arvasi ‘Kuddisesirruh’ Hazretleri, Fuad Asım Arvas ve Şaban Er, Kutupyıldızı Yayınları

Yorumlar

Yazara ait diğer yazılar

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.