Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Ancak, “Salih amel” şart!

“Eylül”süz mevsimler, “Leyla”sız sevdalar düştü bahtımıza… Masumiyet zincire vurulmuş, vicdansızlık zirvede. Kâğıt kesiği bir sızıdır şimdi kalbimizde taşıdığımız. Neye yansak, hangi kederi yüreğimize sığdıracağımızı bilemediğimiz bir ahir zamandır şimdi yaşadığımız.

***

Savaşlar izahtan yoksun. 21. yüzyılın modern Haçlıları bir bahane bulup İslam coğrafyalarını kana buluyor.

Hayvanların derdine düşenler insan haklarını kendi haklarından ibaret zannediyor. Şık partiler düzenleyip “Kabala(!) Atatürk İlköğretim Okuluna” yardım yaparak, hayvan haklarından söz ettiklerinde insaniyetlerini koruduklarını zannediyorlar.

Kimi siyasiler makam derdine düşmüş kulis yapıyor. Kimi ticaret erbabı, “sağırlar birbirini ağırlar” üslubunu benimsemiş vicdanlarını rahatlatıyor.

İhanet ehli, kılık değiştirmiş ekmeğini yediği devletine, suyunu içtiği vatanına hainlik için pusuya yatmış bekliyor.

İşgal altındaki coğrafyalarda Müslüman çocuklar, bir kurşun masalıyla cennete uçuyor.

Dünya, şeytanın buyruğuna girmiş, Müslüman soykırımını mahir bir biçimde gerçekleştirirken, Birleşmiş Milletler uyuyor.

Minicik yavrulara tecavüz edecek kadar insanlıktan çıkmış “adam” kostümündeki vahşiler aramızda dolaşıyor.

Yetim, öksüz kalan yavruların çığlıklarına kulaklarını tıkayanlar “çağdaş” bağışlar yapıyorlar.  

Ana haber bültenleri, sosyal medya ağları ve gazeteler dakika dakika “İnsanlığın ölümünden” haberdar ediyor bizleri.

Güneşin doğuşuyla uyanırken, aynaya bakarken, yemeğimizi yerken, iş yerimize giderken, uykuya hazırlanırken boğazımızda bir düğüm, gözümüzde artık akıtmaktan utandığımız bir kaç damla yaşı kurutup deviriyoruz günleri.

Öte yandan, seçim sonrası zafer sarhoşluğu hakim pek çoğumuzda. Şükür secdelerine varıyor, birbirimizi kutluyoruz.

Evet bu seçimde, 16 yıllık yıpranma payına rağmen küçümsenmeyecek bir başarıyı tarihe geçtiğimiz doğrudur.

Fakat aktif siyasi departmanları yönetenlerin başarısından çok, kendine münhasır vasıfları, sağlam karakteristik ve fıtri donanımlara haiz “Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Devlet Başkanı” seçilen, değiştirilmesi mümkün durmayan sistemi değiştirerek hayata geçiren tek başına aldığı %52 lik oy potansiyeli ile “Reisin” başarısından nemalandığımızı unutuyoruz.

Çünkü, insani, ahlaki, vicdani ve imani değerlerin günbegün yitirildiği bir dünyada siyasi ve ticari kazançları başarıdan saymak akla ziyan bir zaaftan başka bir şey değil.

“İnsan” olmaklığımızı unuttuğumuzda, menfaatperest, dünyaperst, para gibi, makam gibi tuzaklara düşecek kadar putperest olmaklığın vebali ve masumların “ah”ları altında ipoteklenmiş hiçbir kazanım kutlanmaya değil, yazıklanmaya muhtaç!

Başarı sandığımız, “Yazık” diye düşünmediğimiz öyle çok vakayı alkışlar olduk ki, artık doğru ile yanlışın, iyi ile kötünün ayırdında olup ezber bozmakta zorlanıyoruz.

Her kedere hep bir ağızdan koro halinde tepki veriyor, tez unutuyoruz. Ve işaret parmağımız hep karşımızdaki birini gösteriyor. Bunu yaparken baş parmağımızı yanımızdaki dostumuzu, kalan üçünün de kendimizi gösterdiği gerçeğini dikkate dahi almıyoruz.

Çünkü amentüsünü yitirmiş iskeletlerimiz, sahte mushaflara biat ediyoruz.

Sözüm ilkin kendi nefsimedir, bilinsin dilerim. Tüm güzel insanları, insanlık için çırpınan, ümmet şuuruna haiz kardeşlerimi tenzih ediyorum.

Ancak, kendimizden başlayan bir yolculuğa “besmele” çekmedikçe, fert fert, aslımıza rücu etmedikçe, timsah gözyaşlarımızda boğulup gideceğiz! Ve üstelik kendimizi kahraman ilan etmekten çekinmeyerek… Böyle olduğunda Rabbin rahmeti de çekiliverirse üzerimizden, vay bize, vah halimize!

Hüsrana erenlerden değil, felaha çıkanlardan olmak nasibimiz olsun inşallah!

Ancak “salih amel” şart!