Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Antalya Film Festivali ‘Yersiz’ mi? 

Ülkemizde sanat politikası üretimi noktasında ciddi sıkıntılar yaşıyoruz. Haliyle, sorunları yaşatıyoruz.

Hayat verişimizden dertliyim…

Hele söz konusu sinema olunca bambaşka bir perde iniyor gözlerimize. Ya da birileri gözlük niyetine perde kullanıyor.

Temel meselemiz, zamanın ruhu…

Okuyamıyoruz. Kitap değil, insanı ve zamanı okuyamıyoruz. Zaten şahsen, Kur’an-ı Kerim’in ilk emri olan ‘Oku’nun ağırlıklı manasının da bu olduğu kanaatindeyim. Haliyle, temel hayat rehberimizi okuma konusunda da sorunumuz büyük. 

Sinemada okuyamadığımız temel durum; bugünden yarına hemen sonuç vermesi gereken bir hal varmış gibi davranmamız. 

Sabırsızlığımız…

Günlük etkiler karşısındaki manasız tepkilerimiz…

Refleks sorunumuz…

Politika üretici noktasında görev almanın temel dinamiği de bu. Dayandığı direk sorunlu.

Bir senede üç kültür bakanı gördüğümüz, kültür bürokratlarının sürekli değiştiği, çalınacak kapıları açanları istikrar sunamadığı, üretilecek politikaların sonuç vermesi için beklenilemediği bir ülkedeyiz…

Düşünün ki kültür bakanısınız. Köklü değişimler yapmak niyetindesiniz. Zira Cumhurbaşkanı’ndan set işçisine kadar herkes kültür alanında 15 yılda gerekli adımların atılmadığında hemfikir. Tam da geniş katılımlı toplantılar yapmışsınız. -Normal olarak- üretilecek politikalara, masanıza oturan isimlere kimliğiniz ve bakışınız yansımış. Umutlusunuz. “Daha zaman var ama hızlıca yol almalıyız” diyorsunuz. Ve bir sabah uyanıyorsunuz ki göreviniz değişmiş. Haliyle yeni gelen isim birçok şeyi baştan alıyor. Zira bakış değişmiş. Yani akış değişecek.

Böyle bir ortamda istikrardan, devam eden zihniyetten ve orta vadede sonuç alınması gereken politikalardan bahsetmek ne mümkün!

Fena halde zorlanıyoruz…

Zorlandığımızın son göstergesi yine sinemada vücut buldu.

Antalya Film Festivali’nde ‘ulusal’ yarışma bölümü kaldırıldı. Sadece ‘uluslararası’ kısım kaldı. Yani Türkiye’de üretilen ve vizyona giren/girecek olan filmlerin yarıştığı ayrı başlık kalmadı. Bu filmler de  uluslararası kategoride yer alacak. İmkan bulursa tabi…

Yani?

Yani; festivallerin ayakta tuttuğu sinema sektöründe bir kapı daha kapanacak.

Yani; ülkemizin en köklü film festivali artık ‘yabancılar’ın hizmetine sunulacak. Zaten festival direktörlüğüne de İngiliz getirilmiş.

Bugüne kadar uluslararası bölüm zaten vardı. Yani itiraz edenlerin yabancı düşmanlığı yaptığı falan yok. Aksine, birçok yabancı filmi festivallerde izleme imkanı buluyoruz. Aynı şekilde dünya sinemasının önemli isimleriyle çay içme imkanı buluyoruz.

Peki, bu manzaradaki ‘yerli’ dokuyu neden bozuyorsunuz? 

Neden?

Kararı alanları kendilerince sebepleri var. Festivali dünya sinemasıyla entegre ve daha güçlü hale getirme niyetindeler. 

Dünyada örnekleri de var elbet. Fekat bize örnek olması gereken bu mu?

Gelişmekte olan bir sinemamız var. Ulusal yarışma kategorisi, yerli sinemanın gelişimi için hayati derecede önemli. 

Sadece uluslararası kategori yapıp, enerjiyi oraya verip, bunu hakikaten başarabilirsiniz de… 

Ama ya gelişmesi gereken sinemamız!

Hem dünya markası olup hem bunu yapamaz mısınız?

Evet, Türkiye’de çok zor. Festival sahneleri son 10 yıldır “iktidara en güzel çakan sinemacılar”ın yarışma podyumu oldu. Kimse ödül alıp almamayı ya da filmin içeriği önemsemiyor. Ne mesaj verdiğine bakıyor. Haliyle politikleşiyor. 

Alınan kararın altyapısı da bu politikleşme gibi. Haksız sayılmazlar. İnsan bezer. Sinemanın siyasete alet edilmesini özgürlük kisvesinde ve bayağı, banel şekilde yapmanın önüne geçmek gerek. Lakin böyle değil!

Bu kararın, Antalya Büyükşehir Belediyesi ve festival komitesinin başını daha az ağrıtması dışında bir sonucu olmaz. 

Hatta şimdiden uyarayım; uluslararası kategoriye yoğunlaşınca, belalar oradan gelecek. Benden demesi…

Şu an bela diye görülen şeylerle ‘kaldırıyoruz’ diyerek baş edilmez.

Sanat, gelecektir. Tam da bu sebepten gelenektir. İstikrar diye ekonomiye yamadığımız sözcük, geleneği yaşatan devamlılıktır. 

Organizasyon istikrarı, kültür oluşumunda hayati derecede önemli. Hele hele 53 defa yapılmış, ilk olan bir organizasyondaki istikrar, yerli sinemanın gelişimi noktasında vazgeçilmezdir.

Yani, Antalya Film Festivali’nde ‘ulusal’ kategorinin kaldırılmasının kimseye faydası yok. İdeolojik şov peşinde koşanların sahnesini azalttığınız için sevinirsiniz fekat hakikaten sanat üretecek birçok ismin teşviki ve sahne bulmasının da önüne geçersiniz.

Yapmayın bunu.

Lütfen…

Yaşatın… Sinema yaşasın… Ki, yaşayalım…