Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Avrupa’nın süt bebeleri

Avrupa bir gerçekle tanışıyor.

Avrupa’da devlet sert yüzünü gösteriyor. Sertliğin seviyesi 2. Dünya Savaşı karelerini bile akla getiriyor. Liseli öğrenciler ters kelepçeyle diz çöktürülüyor, dövülüyor, kan kusturuluyor.

Avrupa’nın son dört nesli yaşam standartları bakımından ekonomik ölçülerde hiç sıkıntı çekmemiş, eğitim-sağlık ve iş olanaklarında sorun yaşamamış, devlete karşı pozisyon almayı gerektirecek bir süreci hiç yaşamamış… Dolayısıyla bugün sokaktaki ‘süt bebeleri’ şu an yeni bir “şey”i tecrübe ediyorlar. Bu süreç Avrupa toplumu için toplumsal bir travmanın yolunu da açabilir. Dün yaşananlardan sonra Fransa başta olmak üzere Avrupa artık çok farklı kutuplaşmalara gidebilir. Farklılıklar bir potada buluşabilir ve buradan farklı bir karşıtlık doğabilir.

Fransa özelinde yaşananlar Avrupa’ya dair bir resmi ortaya koyuyor.

Avrupa Birliği’nin kurulma hikâyesi Almanya ile Fransa arasında yaşanan bitmek bilmeyen savaşları sona erdirme üzerine kurgulanmıştır. Avrupa öncelikli olarak kalıcı barışı, sonrasında da birlikten yükselecek ekonomik refahı amaçladı. Hikâye başarılı oldu fakat şimdilerde bu çatının altından kötü kokular geliyor. Çünkü bu çatı; adalet ve refah konusunda ‘Avrupalı’ olanı önceledi, göçmenler ötelendi. Çünkü bu çatı; başta Afrika ülkeleri olmak üzere sömürge yöntemleriyle refah zeminini oluşturdu. Zulüm ve gözyaşı üzerine kurulu bu yapının bir yerde çatlak yaşaması bekleniyordu. Bugünlerde katalizör olarak kullandıkları bu kaynaklarda sorun yaşıyorlar. Yani deniz bitti.

FRANSA’DA DÜN YAŞANAN KAOS ORTAMINA DAİR DÖRT TESPİT

1- İvmesini kaybeden ekonomi, sosyal haklarda beklentilerin karşılanamaması Avrupa’da ekonomik refahın içine doğmuş toplum için katlanılamaz bir durum. Avrupa insanı materyalisttir. Para yoksa mutluluk yok, devlete de huzur yok. Bu açıdan bakıldığında Avrupa için her şey yeni başlıyor.

2- Dünyada güç merkezleri değişiyor ve Avrupa bundan olumsuz yönde etkileniyor. İngiltere öngörülü bir yaklaşım sergileyerek orta vadede kaybettiği ama AB’den ayrılarak uzun vadede kazanma ihtimalinin yüksek olduğu bir yolu seçti. AB artık gelecek vadetmiyor. Uzun vadede AB’nin dağılma ihtimalini konuşmak demek; hiç şüphesiz vatandaşların isyanını bırakın, Avrupa devletleri arasında savaş demektir. Unutmayın1870-1945 yılları arasında Fransa ve Almanya üç kez savaştılar. Yani refahı Avrupa kıtasından çekip aldığınız zaman geriye sadece çatışma ortamı kalmış oluyor. Bu süreç AB’yi kuran aklın devrede olup olmadığıyla alakalı. 1950’lerde siyasilere yol gösteren entelijansiya bugün de bir çıkış yolu için önderlik yapabilecek mi göreceğiz.

3- Göçmenlere uygulanan çifte standartlar herkesin malumu. Özellikle Kuzey Afrika kökenli göçmenlerin şehirlerin dışında gettolarda yaşamaya itilmeleri, topluma entegrasyon sürecinin sağlanamaması, ikinci sınıf insan muamelesi görmeleri, iş bulamamaları, yıkılmış hayaller ve insanlık dışı yaklaşımlar Avrupa’nın içinde patlamaya hazır bir enerjiyi doğurmuştur. Avrupa’nın çifte standartları bu “iç düşman”ı oluşturmuştur. Öyle ki DEAŞ eylem yapmak istediğinde, Avrupa’nın içinden hazırda bekleyen binlerce üyeye ulaşabiliyor. Hatırlayın! Brüksel’de, Paris’te patlayan canlı bombalar dışarıdan gelmemişti. İşte bu enerji, hâlihazırdaki sokaktaki enerji ile buluşursa Avrupa’nın sonunu düşünemiyorum.

4- Macron’un “Ortak Avrupa Ordusu” fikri kırılganlıkları olan Avrupa için boyunu aşan bir düşünceydi. Nitekim gözünün yaşına bakmadılar ve derin güçler tüm imkânlarıyla şu an sahada iş görmekteler.