Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Ayasofya tamam da, müzeye çevrilmiş zihinler ne olacak?

Erdoğan, Ayasofya’da millete hitap etti. Yunanistan haricinde, Batı’da çok büyük yankı uyandırmadı bu durum. Kendi içlerinde bu sorunu büyütüp, Türkiye ile politik gerginlikler yaşanmasını mı göze alamadılar bilemiyorum. Pek de ilgilenmiyorum açıkçası. Ayasofya meselesini gündem olarak ele almak istemiyorum. Zira Ayasofya’yı, gündelik politika unsuru değil, kıyamete kadar iffeti kollanacak bir şahsiyet nişanı, bir haysiyet tecellisi şeklinde görüyorum.

Ayasofya edebiyatından da pek haz etmiyorum aslında. Çünkü Ayasofya’yı bir edebiyat mezesi olarak değil, bir mükellefiyet olarak tanımlıyorum. Ne desek ‘’her şeyin bir sırası var’’ deneceğini de biliyorum. Bizi romantik cehaletle, slogancılıkla suçlayacaklarını da… Evet her şeyin bir sırası var, ilm-i siyasetin gerektirdiği üzere… Fakat Ayasofya bir başka geliyor gözüme. Ayasofya’nın bütün siyasal bağlamlardan ayrı düşünülüp, tefvîz şuuru ile zincirlerinden koparılması gerektiği kanaatindeyim. Duygusal bir yaklaşım belki, kabul ediyorum. Fakat reel politik prangalar, iman ve tevekkülden hiçbir surette üstün değildir. Ayasofya’nın müzeye çevrilişi, bir mânâ tecavüzüdür. İffetimiz paklanmalıdır. Görülmemiş bir harakiri biçimi ile cesetleşen kimliğimiz, Cenab-ı Hakk’ın izni ile yeniden ihya edilmelidir. Hem devlet hem millet çapında; sonu ne olursa olsun, ne bedeller ödetilirse ödetilsin bu yola baş koyulmalıdır. Gaye hak oldu mu zafer muhakkaktır. Böyle düşünüyorum.

O muazzez gün, bir vakit elbet doğacak. Aziz emanet, batırıldığı müze karanlığından çekip çıkarılacak. Ve Müslümanlar, çağdaş putlara olan diri nefretleriyle, bir sel gibi akacak Ayasofya’nın kalbine. Başlar bir ip gibi dizilecek binlerce yıllık toprağa. 83 yıllık hasretin yangını, şükür secdeleriyle kemâle erecek artık. Niyazımız o yönde.

Fakat kalbimiz, zihnimiz, idrakimiz, izanımız ne olacak?

Tertemiz doğup, çivili bir eğitim/öğretim formuyla aşama aşama karartılan ve şuursuz bir müze heykeline çevrilen zihinler ne zaman dirilecek?

Ayasofya’nın, müzeleştirmeye güçlerinin yetmediği ve hiçbir zaman da yetmeyeceği manevî kubbesinin altında; fert fert cemiyetleşecek, üstün emanet şuurunu zihinlere mıhlayacak, insanı insan yapan ahlâk kriterlerini her bir Müslüman’ın vicdanına yeniden ve daha sağlam dikecek kalpler ne zaman galeyana gelecek?

Taşlaşmış duygular ve müzeleşmiş idrakler ne zaman has ruhlarına kavuşacak?

Doğruya ve güzele türlü sihirbazlıklarla körleştirilen izanlar, görüş ve seziş ufuklarına indirilmiş perdeyi ne zaman yırtıp atacak?

Haybeye uzatmayalım. Sorular cevabını bulmazsa, Ayasofya’nın açılışı, süslü bir marka şovundan ibaret kalacaktır. Ve kaba zafer çığlıklarının cirit attığı, keyfiyetten aciz bir kemmiyet cümbüşü hâlinden farkı olmayacaktır.

Son söz şimdilik şudur:

Ayasofya’nın kapıları; kurdele makaslarına kalmadan, evvelâ kafalarda açılmalıdır.