Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Babam selam söyledi

“El-veledu sırr’ul-ebihi” diye bir Arap atasözü duymuştum çok eski vakitlerde. “Her çocuk babasının sırrıdır” demeye geliyor ve ben pek çok kere de yazılarımda kitaplarımda alıntıladım bunu. Bana sorarsanız üzerine koca koca kitaplar yazılacak bir cümledir bu. Bende bu minvalde ve bu girişle başlayarak bugün kendimden ve kendi derdimden ziyade babamı ve onun derdini yazacağım. Elbette yazabileceğim kadar.

Babam güzel adamdır, hani mahallelerde sözü dinlenen, birinin derdi olduğu vakit onun yardımına koşan, elinden tutmaya çalışan abiler vardır ya işte tam onlardan biri. Ağır ve hiddetli tarafı da yoktur diyemem ama bunun da olması gerektiğini ve olması gerektiği kadar olduğunu da söylemeliyim.

Anadolu’nun ortasında Şarkışla’nın bir köyünde doğmuş bir Anadolu insanı. Köyün imamının sekiz çocuğundan beşincisi. İstanbul’a gelmek diye bir hayalle Rize’deki görevini bırakan bir imam. Yaklaşık otuz yıldır da İstanbul’da ticaret yapan ama her fırsatta gözleri yaşararak en büyük pişmanlığının imamlığı bırakmak olduğunu söyleyen bir adam. Güzel adam. Her birinizin babası gibi aslında, hepiniz gibi. Televizyon’da şehit haberlerini ağlamadan izleyemeyen, çocuklarının ve milletin çocuklarının geleceğini dert edinen, yeri geldiğinde esip gürlese de sonrasında pişman olduğunu söyleyemese de gözlerinin ta içine bakan bir adam. Nur yüzlü dedemin oğlu, masum yüzlü kızımın dedesi… Neyse daha fazla uzatıp da kimseyi ve en çok kendimi hüzünlendirmek istemiyorum. Ama şunu da söyleyeyim bütün bunları okuduğunda hiçbir şey söylemeyecek ama memnuniyetini her haliyle belli edecek Anadolu insanı işte. Sizin babanız gibi. Aynı yani.

Şimdilerde ise mahallemizde ferşinden arşına kadar, her bir taşında ve her karışında içinde olduğu emek verdiği caminin derneğine başkanlık yapıyor. Pek çok işini bırakıp da esas gayretini ve mesaisini buraya harcıyor ve aramızda kalsın bence yıllar önce bıraktığı ve çok pişman olduğunu her fırsatta söylediği imamlıktan vazgeçmenin hüznüne karşılık bir gayretle yapıyor bunu. Ama babamın dertleri var. Ve hem aslında onun dertleri gibi görünen ama her birimizin derdi olan ve her birimizi ilgilendiren dertleri var.

Bu cami işinde Allah rızasından gayrı bir derdi, kazancı ve motivasyonu olmadığına ben şahidim. Ama bunu her bir yerden ve herkesten bekliyor olmak onu hem duygusal olarak ve hem de bedenen yoruyor. O herkesin bu işleri Allah rıza için yapması gerektiğini söylüyor -ki kesinlikle haklı- ve böyle olmadığını ya da en azından onun beklediği kadar olmadığını gördükçe dertleniyor. Mesela o imamlık ya da müftülük ya da Kur’an kursu öğreticiliği denen bu işlerin yani din görevliliğinin bir memurluktan çok imani bir mesele olduğuna inanıyor. “O benim görevim değil, ben bu saatten önce camiye gelemem” gibi cümleler canını yakıyor. Devlet dairesi gibi mesaiyle caminin açılması, Kur’an kursunda küçücük çocuklara ders verenlerin dertsiz olmasını dert ediyor. Onlara aslında şunu söylemek istiyor: “Siz devlet memuru olmadan evvel imam yani öndersiniz. Bu insanların önünde olacak, yol gösterecek, çocuklarına örnek olacak insanlarsınız. Yazık etmeyin.”

Bense bu konu için tam da şunu söylüyorum: din adamı, gönül adamıdır. Kendisine verilecek lojmanın kaç odalı olacağını düşünmeden önce kaç kişiye ulaşabileceğini düşünmelidir, ezana kaç dakika kala camiye gireceğini hesap etmeden önce ezan sesini duymayanlar için ıztırap çekmelidir, yatsı namazı bitsin de bu günü bitireyim diye düşüneceğine, kalayım da belki bir kişinin ahiretini kurtarayım demelidir. Ve hem klas adam olmalıdır din adamı. Her haliyle ulvi bir makamın mümessili olduğu görünmeli, bakan onda dinin mücessem halini görmelidir. Ayrıca bu söylediklerim bir teklif de değildir bir mecburiyet ve bir gerekliliktir.

Haydi hayırlı cumalar…

Bir de babamın hepinize selamı var…