Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

“Bana özgürlüklerden söz et Akif!”

Böyle diyordu Sayın Portakal, seçim sonuçlarını değerlendirirken Akif Beki’ye…

Beki, yönlendirmeye tabi, “Yoldur, Marmaray’dır tamam da, değerler ne olacak?” sorusuna yine kendi cevap veriyordu; “Hoşgörü, özgürlük gibi değerler yoldan havalimanından önemlidir” anlamına gelen cümleler kuruyordu.

Aklıselim kim izlese, seçim sonuçlarının hezimeti ile özgürlük martavalına tutunan, konuklarını bu minvalde yönlendiren şahsa, “Portakal, orda kal” demekten kendini alamayacağı cinsten bir paranoyanın şahidi olabilirdi.

Ancak algılar tütsülendiğinden, gözler hakikate peçelendiğinden, kalpler mühürlendiğinden kimsenin hakkaniyet adına satır arası okuyacak dermanı kalmadı.

Pek çok tutarsız, anlamsız ve abartılı özgürlük dilemmaları içinde biri daha var ki, o da sosyal medyaya düşen, seçim sonrası Avrupa basınına ifade veren(verdirilen) bir Türk(!) kızı anlamakta güçlük çekilecek şekilde içli içli ağlayarak, “25 yaşındayım, bu ülke çok güzel, burada yaşamak istiyorum ama, ama haklarım tehdit altında, kadına değer vermeyen bir yönetimle özgürlüklerimiz elimizden alındı. Korkuyorum.” deyişi…

Şimdi canım vatanımda, özgürlük neymiş nasıl olurmuş ondan söz edelim:

O genç kız, eğitim gibi, geçim gailesi gibi reel haklarına rağmen başı açık olduğu için okuldan, işten tart mı edilmiş?

O genç kız, mezun olabilmek için ikna odalarında tehditlere mi maruz kalmış?

O genç kız, kamusal alan ilan edilen, devlet memurluğundan mı men edilmiş, Askeri mekânlardan mı kovulmuş.

O genç kız, başını örtmediği için sosyal haklarından mı mahrum bırakılmış?

O geç kız, benim girdiğim, gördüğüm, gezdiğim hangi alana girememiş?

O genç kızın arkasından, “Gerici, yobaz, Erbakan’ın, Tayyip’in beslemeleri” diye laf mı atılmış?

O genç kızın, genel teamüller içinde kullandığı sosyal medya hesabı inancından dolayı küfürlerle mi taciz edilmiş?

O genç kız, bir gece vakti benzin alırken özgürlük dilencisi haydutlar tarafından saldırıya mı uğramış?

O genç kızın, 15 Temmuz akşamı hainlerin sıktığı kurşunla can veren şehitlerimiz için gözünden hiç yaş akmış mı?

O genç kız, Atasından yadigâr Meclis bombalanırken, vatanının mahremiyetine, Türk kadınının namusuna göz dikildiğinde, caddelere çıkıp nöbet tutmuş mu?

Ki, Almanya, Hollanda ve Belçika Televizyonlarına içli içli gözyaşı dökerek “Haklarımız tehdit altında” diyebiliyor!

Bu kadar sahte, bu kadar yalan, bu kadar ucuz bir tuzağa nasıl düşer insan? Bunu kaça yapar? Bu ne tür bir ruh halidir ki, kendini böylesi zavallı bir konuma düşürür? Hem yazıp hem oynadıkları bu hak ve özgürlük tehdidi masallarına kendileri de inanmıyorken, aynalara nasıl bakarlar?

Özgürlük dedikleri ne ola ki? Küfretmek, ağızlarına geleni akıllarından süzmeden söylemek mi?

Özgürlük dedikleri ne ola ki? İstemedikleri neyi yapmak zorunda bırakılmışlarda böyle ağlaşıp duruyorlar?

Anlamak zor… Elifi görse övendire sananları, şairden, şiirden bi haber olanları, ayetleri politik cümle olarak okuyanları anlamak zor!

“Ağlamadan

dillerim dolaşmadan

yumruğum çözülmeden gecenin karşısında

şafaktan utanmayıp utandırmadan aşkı

üzerime yüreğimden başka muska takmadan

konuşmak istiyorum.” diyerek kazananları anlamak güzel!

Utançtan ari bir zafere imza atıldı vatanımda elhamdülillah. Diktatör dedikleri “adam” demokratik yollarla Türk Devletinin Başkanı oldu! Meclise, PKK’lısı, siyasi suçlusu, teröristi, casusu, haini, çapulcusu girdi… Bundan ala özgürlük mü olur!?

Şizofren melekelerle kendi söyledikleri yalana inanıp ülkesine ihanet eden dillere, kalplere, akıllara geçmiş olsun, yazık olsun, vah olsun!