Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Batılılar var, bir de Batıcılar

Konuşmak yerine yazmayı seviyor olmamın sebebini bilmiyorum. Esasında düşünmüyorum da neden diye. Zira insan “Neden seviyorum?” dediği anda sevmek denen fiil biter biliyorum.  Ve en çok senin dinlediğini bildiğim için yazabiliyorum kâri. Dinleyen birinin var olduğunu bildiğim için. Sen varsan anlatabiliyorum ve hatta sen oradasın diye buradayım ben.

Sevebildikleri var insanın, sevemedikleri var. Sevmek zorunda kaldıkları, mecbur edildikleri, bildikleri, bilmedikleri, bilemedikleri hatta… Sonra merhameti var, hayreti ve hatta gayreti var nefsini zorladığı. Bazıları çok kızıyor kâri, çok şey söylüyor, her şeyi çok söylüyor. Bazı vakit oluyor anlatmamış olmayı diliyor insan. Mesela her vakitte sordukları sorular var aklımda, karşımda cehennemin kapısı önünde bekleyen melek gibi bekleyip de hesap soranların. Misal mi istiyorsun; “Batı” diyorlar, “batı sana ne etti ki, ne oldu da bu denli öteliyor, iteliyor ve hatta iğreniyorsun?”  Var kâri, böyle soranlar var, bunu soranlar var. Tuhaf… Ama varlar.

Geçtiğimiz gün birkaç konferans için artık rutine dönen şehir dışı programlarından birindeydim. Daha önceden tanıdığım ve yeni tanıştığım hatta yüzünü ilk defa görüp ismini ilk defa işittiğim bazı yazar arkadaşlarla beraberdik. Tamamını anlatmayacağım ama konuşma esnasında bir yazar ağabeyim ilk defa tanıdığım diğer birine şöyle dedi “Kızım, kitap yazıyorum diyorsun ama bak bunları hiç bilmiyorsun. Yanlış konuşuyorsun. En azından Köprülü’yü bir okusan…” O da tam şöyle bir cevap verdi “Yok almayayım, ben Tolstoy okuyayım.”

Dahası da var aslında söylemem gereken ama bu kadarıyla bırakacağım. Üzerine yorum da yapmayacağım. Ama şunu da söylemezsem olmayacak. Tolstoy’u ben de severim, okurum. Bu bir bahs-i diğer ama neyle neyi kıyasladığının farkında olmayan bu nevi arkadaşlar çok fazla. Bir yabancı, batılı isim söylemeyi entelektüellik zannediyorlar ve bizden olan her şeyi batının çöpünden daha kıymetsiz bir halde sunmaya çalışıyorlar.

Batıyı anlamakta en çok neden zorlandığımı biliyor musun? Hani içimizden bazıları diyorlar ya; hep ziyade olan, fazla olan batıdadır. Biz kimiz ki ondan fazla bir şeyimiz olacak! Biz de yalnızca fakirlik fazla olur, yobazlık fazla olur, hastalık sonra, terör. Kötüler fazla olur biz de hep, kötülük fazla olur. Kötü her ne ise doğudadır, doğudandır ve hatta onlara göre bizim bu kötülüğümüz doğuştandır. Böyle demiyorlar mı? Ben mi yanılıyorum ya da mübalağa mı ediyorum? Etmiyorum kâri, etmiyorum. Hep eksik olan biz, fazla olan onlar. Buna inananlar var.

Bizde mesele Batı değildir. Bizim meselemiz Batılılarla değil aslında Batıcılarla. Zira problemli olanlar da kafalarında beyin yerine kemikleşmiş bir parça taşıyanlar da onlardır. Bir batılıdan daha fazla batılı olan ve batı diye bir puta tapan adamlardır bunlar. Türlü yalakalık ve hatta omurgasızlıkla kendi kurdukları ve batının bile tam olarak haberdar olmadığı bir sahibe kölelik etmeye çalışırlar. Nasıl olur mesela bu; bu bizim dilimiz mi ki deyip de halen dahi aşağıladıkları eski lisanımızın yerine gelen Latin harflerini kendi harfleri zannederler, onlar gibi görünmek için yemedikleri nane kalmaz. “âlim” olanları gidip Amerikan bayrağına sarılarak uyur ve “Haberim yokmuş gibi çek” diye poz verir. Ve hatta kendi soylarını batıya dayandırmak için nenelerine dahi iftira atarlar.  Onun için bizim esas problemimiz batılıyla değil batıcıyla. Yani ne at olabilmiş ne eşek olabilmiş olanlarla…