Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Batı’nın mantığı nasıl işliyor!

Belçika, havaalanında ve metro da patlayan bombaların ardından geçen zamanla birlikte hayat normale döner dönmez, terör örgütü PKK’nın çadır tiyatrosuna yeniden izin verdi.

Bu tavrına nasıl bir anlam verilmeli diye düşünüyorum fakat bir türlü batılı gibi düşünebilmeyi beceremiyorum.

Henüz terör yaralarını sarmakta olan bir ülke bir terör örgütünün faaliyetlerine nasıl ve neden izin verir?

Haydi diyelim; ezeli ve ebedi bir Türk ve Türkiye düşmanlığı var, kendi vatandaşlarının can ve mal güvenliği için olsun, neden terörün her türlüsünün legal görünümlü illegal faaliyetlerine kökünden karşı olmaz?

Ülkesinde, 35 kişinin ölümüne, 250 kişinin yaralanmasına sebep olan terör belasının ‘bumerang gibi olduğunu ve günü geldiğinde besleyenlerini de vurabileceğini’ Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan söyledi diye mi ciddiye almıyorlar dersiniz?

Haydi, öyle diyelim, hiç olmazsa yaşadıklarından ders çıkarmaları, vatandaşlarının daha güvenli bir şekilde yaşayabilmeleri için teröre ve terörün her çeşidine karşı olmaları gerekmez mi?

Belçika’nın kirli bir sömürge tarihi var.

1900′lü yılların başında, Belçika Kralı II. Leopold’un Afrika’daki sömürgesi Kongo’da, küçük bir kıza uyguladığı ceza her vicdan sahibi insanın tüylerini diken diken edecek türden.

Alçak ve bir insanın ne kadar hayvanlaşabileceğinin belgesi olan bu vahşet, bir rahibin gizlice çekmiş olduğu fotoğraf ile ortaya çıkmıştı.

Fotoğrafta Kongolu yerli adam, kendisi gibi köle olan 5 yaşındaki kızının, ‘bu gün, dünden daha az kauçuk topladığı için’ kesilen sol eli ve sağ ayağına bakmaya zorlanıyor.

Bu cani, bu vahşi, bu insanlıktan nasibini almamış ve hiçbir zaman da alamayacak olan ‘tek dişi kalmış canavarın’ çocuklarından terörün önlenmesi için samimi bir adım atmalarını beklemek ham hayal olur diye düşünmekteyim.

Bütün dünya ile birlikte özellikle Belçika, Türkiye’nin terör konusundaki hassasiyetlerini hiçbir zaman ciddiye almadı.

Sabancı cinayeti sanığı DHKP – C’li Fehriye Erdal’ın Türkiye’ye teslim edilmemesi buna açık bir örnek.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Belçika’daki saldırıları gerçekleştirenlerden İbrahim El Bakraoui’nin haziran ayında Suriye sınırında yakalandığını ve 14 Temmuz’da Hollanda’ya sınır dışı edildiğini, bu konuda hem Hollanda hem de Belçika makamlarının uyarıldığını açıklayınca ortalık karışmıştı ama huylu huyundan yine vaz geçmedi.

Erdoğan’ın bu açıklaması Türkiye’nin terör konusundaki samimi ve dürüst tavrı ile birlikte muhataplarının samimiyetsizliğini ortaya koyması bakımından tarihi öneme sahiptir.

Erdoğan’ın açıklamasını magazin sosuyla süsleyerek veren Belçika basının bizim malum medyadan aşağı kalır yanının olmadığı da ortaya çıktı böylece.

Belçika DH Gazetesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı, Fatih Sultan Mehmet’e benzetti. Gazete, “İkinci Mehmet’in topları İstanbul surlarını nasıl sarstıysa, Erdoğan’ın açıklaması da Loi Caddesi 16 Numarayı yani başbakanlık binası duvarlarını salladı.” diye yazdı.

Açıklamanın bu şekilde haberleştirilmesi aynı zamanda derin bir şuuraltının tezahürüne de tekabül ediyor; İsmet Özel’e Allah selamet versin; Türk korkusu işte böyle bir şey!