Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Ben affettim…

“Bir insandan doğmuş olmak insan olmaya yetmiyor” diye yazdığımı hatırlıyorum çok evvel. Hâlâ inanıyorum buna. Hem de çok fazla inanıyorum. Zira yakın ya da uzak etrafımızda hiç de az denmeyecek kadar çok insan gibi görünen ama insan olduğuna şahitlik edemeyeceklerimiz. Bunca zulmü anlatmak için başka bir cümle de bulamıyorum zaten. “İnsan bunu nasıl yapar” dediğim an pişman oluyor “insan değilse yapar” diyorum. Ve her seferinde bir kere daha kabul ediyorum söylediğim bu cümleyi.

Neyse, bu bir bahs-i diğer… Geçelim.

İnsan hata eder hem belki de çok hata eder. Hatta belki de hata etmelidir de zaten. İnsan böyledir. Lakin bence esas derdimiz hata etmek değil hata ettiğimizi kabul etmemek ve affedememek. Çok alakalı gibi değil belki ama affetmek meselesi her aklıma geldiğinde Sultan Alparslan geliyor hatırıma. Bir kitabımda anlatmıştım hikâyeyi, buraya da aktarayım:

Demek Doğu Roma İmparatoru Romen Diyojen’di bu adam. Ne hale düşmüştü ne perişandı. Kendi hırsı bu hale sokmuştu onu. Oysa Sultan Alparslan’ın sulh teklifini kabul etseydi ne bunca insan ölecek ne de kendi bu hale düşecekti. İçinden onun başını tam da şuracıkta kılıcıyla gövdesinden ayırmak geliyordu. Ama yapmadı. Zira aklında bir hadis vardı ve ona engel oluyordu.

“Bir kavmin sultanıyken zillete düşene acıyınız.”

O da öyle yaptı. Oturduğu yerden ayağa kalktı ve ellerini ardında bağlayıp birkaç adım ilerledi. Şimdi ikisi arasında birkaç adım vardı.

-“Ey Rum Meliki Diyojen” dedi Sultan Alparslan “Kederlenmeyesin, zira insanın kaderi böyledir. Bir gün sultan iken sonraki gün esir olur. Zira hata eder insan. Ve hatalarının karşılığını görür. Lakin evvela söyle bana ki senin şu düştüğün hale ben düşeydim ve sen beni esir almış olaydın ne ederdin bana?”

-“Ben” dedi Diyojen ağzından tükürükler saçılarak “Seni hemen öldürmezdim. Evvela şehir şehir dolaştırır âleme rezil ederdim. Sonra ibret olsun diye başını keser öyle gezdirirdim her bir yanda.”

Sustu Sultan Alparslan. Hiç cevap vermiyordu. Sadece ve hiddetle bakıyordu Diyojen’in yüzüne. Öyle kızgındı ki. Otağda olanların her biri az sonra kılıcını çekip de oracıkta Diyojen’in kellesini alacağından emin gibiydiler. Lakin öyle olmadı. Bir sükûnet indi yüreğine, yüzündeki kızıl renk uçtu. Oradakiler bilmiyordu ama aklında Hz. Peygamber’in bir sözü vardı ve tekrar tekrar kendine söylüyordu.

“Güçlü kimse öfkelendiği vakit öfkesine hâkim olandır.”

Birkaç dakika daha sessiz kaldıktan sonra derin bir nefes aldı Sultan Alparslan ve arkasını döndü. Durdu öylece. Ve tek bir cümle söyleyip sustu:

-“Ben, seni affettim”

Ben bana karşı bir hatası olanlara da kızmıyorum artık. Gerçi doğru bir kırgınlık oluyor belki ya da ne bileyim susuyorum, söylemiyorum, bakmıyorum ama kızmıyorum da. Zira şuna inandım artık ve böyle hallerde kendime “Allah bazen rahmeti bela ile verir” diyorum sonra o an bir cümle daha ekliyorum üzerine “ve hatta belki de düşman eliyle verir, bilemem ki…”