Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Benim 28 Şubat’ım

Bazıları için 28 Şubat sadece günlerden bir gündü. Ancak bizler için sıkıntılı, sancılı karanlık günlerin sembolüydü. Ben o günlerde MÜSİAD Yönetim Kurulu Üyesi Basın Komisyonu Başkanı’ydım. Yani 28 Şubat darbecilerinin hedefe koyduğu kurumlardan birisinde o sıkıntılı günleri yaşadım. Bu sayede çok şey öğrendim, tecrübeler kazandım. Mevlana’nın deyimiyle hamdım, yandım, piştim Elhamdülillah. DGM’leri (Devlet Güvenlik Mahkemeleri), adliyeleri, hapishaneleri tanıma imkânım oldu. Hem kendimi hem de çevremi daha yakından gördüm. Üzerinden yıllar geçti, 1000 yıl sürecek denen darbe kısa zamanda tarihin çöplüğünde kötü bir hatıra olarak yerini aldı. İnşallah ders almışızdır. Tekerrür etmemesi dileğiyle bazı yaşadıklarımı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Beni en çok üyelerimizden bazılarının ne demekse konjonktür gereği kurumdan istifa etmelerine dair gelen dilekçeler yaralıyordu. Yönetim kurulu toplantılarında biz niye buradayız? Bu adamlar niye istifa ediyorlar? Biz burada gece gündüz milletin ve ümmetin bekası için çırpınırken bu zayıf karakterli adamların istifasına bir anlam veremiyordum. En çok üzüldüğüm anlar bu istifa edenlerin dilekçelerinin okunduğu zamandı. Bazen yakından tanıdığım iyi insanlarda sudan sebeplerle istifa dilekçesi gönderiyordu. Görev alarak onları ikna etmeye gidiyorduk. Allah’tan bu gibi üyelerin sayısı çok fazla değildi.

28 Şubat darbesinde dimdik ayakta duran kurumların başında MÜSİAD geliyordu.

Döneme dair çok anlatacaklarım var. Ancak bu yazıda birkaç olaya değinmek istiyorum. İmam Hatiplerin kapatılmasına dair kararlar çıkınca Mecidiyeköy de bulunan MÜSİAD Genel Merkezi’nde gönüllü kuruluşlarla toplandık. Başkan Erol Yarar salona bir kara tahta getirtti ve bu karara imza atanların isimlerini tek tek yazdı. Bu kara tahtaya yazılan isimleri unutmayacağımızı ve bunlardan hesap soracağımızı ifade etti. Toplantıda basında vardı. Bu açıklamalar darbeci basın için iyi malzemelerdi. Bu toplantının sonunda konuyu bir heyet oluşturarak Başbakan Necmettin Erbakan’a, Milli Eğitim Bakanı Mehmet Sağlam’a ve İçişleri Bakanı Meral Akşener’e aktarmak üzere bir heyet teşekkül etti. Ertesi gün bir otobüsle Ankara’ya gittik. Rahmetli Erbakan bizi bakanlar kurulu salonunda kabul etti, durumun vahametini dikkatli bir üslupla anlattı. Hoca bizi umutsuzluğa sevk etmek istemiyordu ancak moralimiz çok bozuk, canımız çok sıkkındı. Başbakanlıktan sonra içişleri balkanına gittik. Meral Hanım’la görüşemedik. O gün bir generalin edepsiz açıklamaları gündeme damgasını vurmuştu. Sanıyorum o kaos ortamında bakanın bizimle görüşecek hali yoktu. Sonra heyet halinde Milli Eğitim Bakanı’na gittik. Bakan bizi kabul etmek istemiyordu. Bizim kara tahtada adı vardı. Toplantıda okulların kapatılmasına imza atarsa Maraş’a sokmayacağımız ifade edilmişti. Bu sözü duyduğu için bizimle görüşmek istemiyordu. Biz bakanlığın konferans salonunda bekliyoruz eğer bakan gelmezse buradan çıkmayacağımızı söylüyoruz. Uzun bir bekleyişten sonra öfkeli bir şekilde kürsüye gelen Mehmet Sağlam hem bize kızıyor hem de yapılanları savunmaya çalışıyordu. Canımız sıkkın, moralimiz bozuk bir şekilde İstanbul’a döndük. 28 Şubat’a dair anlatacak çok şey var ancak yerimiz dar.

28 Şubat sinsi, açık bütün numaraların döndüğü ve toplumda büyük tahribata neden olan darbelerin en tehlikelisi idi. 15 Temmuz’u yaşayınca çok da ibret almadığımız ortaya çıktı.