Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Benim umudum var

Senden ümit kesmem

Kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır

-Sezai Karakoç-

Cânım kâri, şikâyet etmek, şâkî olmak da hayattan bir cüz müdür emin olamıyorum. Devamlı surette bir şeylerden rahatsız olduğunu söyleyen, her vakit umutsuz olan, dermandan çok dertten konu açan, düğümü açmaktan ziyade düğüme bakıp da saatlerce konuşan insanlardan kaçtım açıkçası hep. Belki de bunun için çok fazla arkadaş edinemedim. Kitapların arasında olmayı hatta kitapların arkasında saklanmayı sırf bu yüzden daha çok sevdim. Lakin kendimi de bu saçma açmazın içinde bulduğum zamanlar elbette oldu. Yani ben de şikâyet ettim pek çok şeyden. Bunun için mahcup muyum? Hayır, insanım.

Hiçbir zaman şikâyet etmenin bir çare olduğuna inanmadım ben. Oturup da saatlerce “Bizden bir şey olmaz? Bu gençlik nereye gidiyor? Artık umudum yok, düzelmez abi düzelmez” gibi sonu bir menzile varmayan çıkmaz sokaklar gibi dönüp durulan konuşmalar oldum olası bana itici geldi. Böyle bir mecliste oturmaktansa tek başıma bir tenhaya ilişip yalnız başıma bir bardak çayı yudumlamayı ve henüz sahibi olamadığım kitapları düşünmeyi, neden ben yazmadım diye hayıflandığım şiirleri içimden tekrar tekrar söylemeyi daha çok sevdim. (Hadi burada bir şey söyleyeyim: şimdiye kadar bir tek kere de olsa bir başkasının kitabını yani ödünç aldığım, okuyup da geri vereceğim bir kitap okumadım ben. Benim olsun istedim. Aynı kitaptan binlerce olduğunu bilsem de benim olanın diğerleriyle aynı olmadığını düşündüm. Ve belki birkaç istisna hariç kimseye benim diye kabul ettiğim, sırlarımı verdiğim, içine nefesimi üflediğim, bir kenarına derdimi yazıverdiğim kitapları kimseye vermedim.) Bunca şikâyet edenlere “E tamam kardeşim, hastalığı bulmuşsun, teşhisi koymuşsun da ilacı nedir bu illetin, çaresi nasıl olacak?” diye sormak istedim hep. Sorduğum zamanlar da oldu. Ama cevabı yoktu. Zira cevap aramıyordu zaten onlar.

Adeti şikâyet olan ve genelde bir kahvehanenin ya da birkaç kişinin bir araya geldiği herhangi bir meclisin, hatta kültür mahfillerinin güzel bir köşesine kurulmuş çayını ya da kahvesini yudumlarken ülkeyi değil artık dünyayı yıkıp yeniden kuran, bir çay kaşığıyla hayalen umum düşmana meydan okuyan abilerin de kahir ekserinin şikâyet ettiği çoğu zaman aynı şey; gençlik… Tamamen haksızlar diyemem ama şunu söyleyebilirim ki; yanılıyorlar.

Bu abilerin pek çoğu gençlerin her birinin kendileri gibi olmasını istiyorlar. Yani onlara göre kendileri gibi olmayan ya da olamayan gençliğin nereye gittiği belli değil. Ve bize benzemeyenleri bize benzetmek gibi kötü bir huy var. Hepimizde… Kabul ediyorum, derin bir karamsarlık kuyusuna girmesine sebep olan bir genç güruhu da var. Ama sû-i misal numûne-i emsal olmaz fehvasınca ve “Bu da dahil bütün genellemeler yanlıştır” sözünü tekrar hatırlatarak bu abilere şunu sormak zorundayım “Hırsızın hiç mi suçu yok?” Bundan sonraki sorum da şu olmalı belki “İlla kuyunun içine mi bakmalısınız? Az başınızı kaldırıp da gözlerinde güneş parlayan gençleri görmek bu kadar mı zor?”

Benim umudum var kardeşlerimden, her birinden tek tek ama hepsinden çok fazla umudum var. Zira içlerinde yıllardır baltalanan ama kökü halen dahi sağlam olan bir çınar var. Ve eğer siz su vermeyi bilirseniz yeşerecek.

Ya da şöyle söyleyeyim ya bunca şikâyet etmeyi bırakıp da çare olun ya da lütfen susun.