Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Beşşar’ın arkasında kim durdu?

Geçen akşam bir televizyon programında Suriye’de gelinen noktayı yorumlayan birisi, Suriye halkının Beşşar El-Esed’in arkasında durduğunu söylemiş.

İsmi lazım değil, o kişiye göre güya Amerikalılar ve Fransızlar bu gerçeği çok erken görmüş.

Fakat Türkiye hayalci politikalarla arkalarında halk desteği olmayan ÖSO gruplarını desteklemiş.

İnsan bu kadar büyük bir palavra karşısında hayret dahi edemiyor.

Yaşananlar tüm çıplaklığıyla ortadayken nasıl böyle konuşabiliyorlar?

Anlamak zor.

Çünkü savundukları şeyler gerçeklere olduğu kadar, akla ve mantığa da tümüyle aykırı.

Çok basit bir soru dahi yutturmaya çalıştıkları kurgularını yerle bir etmeye yeter.

Madem halk desteği arkasındaydı, Beşşar El-Esed niçin özgür ve demokratik bir seçimle başkan kalmak yerine yüzbinlerce masum insanı vahşi bir şekilde katlederek koltuğunu koruma yoluna gitti?

Tarih şahittir ki, azınlık diktatörlüğüyle yönetilen Suriye’de El-Esed ailesinin arkasında hiçbir zaman halk desteği olmadı.

O nedenle ülkeyi bu zamana kadar şebbihanın ve El-Muhaberat’ın saldığı korkuyla yönetti.

Evet; Beşşar’ın arkası epey kalabalık.

Bunu kabul ediyoruz.

Fakat onların hiçbiri Suriye halkının temsilcisi değil.

Beşşar’ın arkasında tüm askeri ve siyasi gücüyle Rusya ve İran durdu.

Arap Baharı’ndan korkan ve devrim rüzgârlarını kendilerine ulaşmadan kesmek isteyen diktatör rejimler durdu.

Üstelik bir yandan Beşşar El-Esed’e destek verirken diğer yandan Suriye halkının ve özgürlük mücadelesinin yanındaymış gibi görünerek bunu yaptılar.

Devrimi içerden çökertmek için ellerinden geleni arkalarına koymadılar.

Amerika da Beşşar El-Esed’in koltuğunda kalmasında yarar gördü.

Fakat hepsinden öte bir ülke var ki, Suriye rejiminin korunup kollanmasında asıl belirleyici rolü o oynadı.

Çünkü o Beşşar El-Esed’in devrilmesini isteseydi, Amerika’nın tavrı da farklı olurdu ve Suriye rejimi çoktan tarihe karışmıştı.

Beşşar El-Esed’in koltuğunu bugüne kadar korumasını sağlayan İsrail oldu.

Çünkü Arap Baharı, diktatör rejimler için olduğu kadar İsrail için de büyük bir tehdit teşkil ediyordu.

İsrailli akademisyen ve analist Edy Cohen, geçenlerde bir televizyon programında Tel Aviv’in Beşşar El-Esed’in yönetimde kalmasını istediğini ve Suriye rejiminin varlığının İsrail için hayati öneme sahip olduğunu söyledi.

Beşşar El-Esed’in devrilmesinin İsrail ulusal güvenliği için tehdit teşkil ettiğine işaret etti.

Suriye rejimi olmasa ülkeye karmaşa ve terörün hâkim olacağını öne sürerek, İsrail’in “Golan’ı geri istemeyen Beşşar El-Esed, yerine gelecek ve yarın bizden Golan’ı isteyecek bir devlet başkanından daha iyidir” düşüncesinde olduğunu belirtti.

Sonra da aslında herkesin bildiği o gerçeği hatırlattı:

“Suriye rejimiyle İsrail arasında düşmanlık yok.

Beşşar El-Esed, Golan’ı geri istemiyor ve bugüne kadar İsrail’in sınırını korudu.”

Konunun bir de şu boyutu var:

Mâlum güruhun Suriye’de halkın Beşşar El-Esed’i desteklediğini iddia ederken ve Türkiye’yi hayalperestlikle suçlarken yapmak istediği üzüm yemek değil bağcı dövmek.

Kimi mezhep taassubu sebebiyle damardan Beşşar El-Esed yanlısı.

Kiminin de gözünü Cumhurbaşkanı Erdoğan’a duyduğu kin bürümüş.

AK Parti’nin başarıları karşısında hasetten çatlayanları da bu ikinci gruba dâhil edebiliriz.

Bu tür insanlarla Suriye ve bölge üzerine konuşmanın, bazı şeyleri izah etmeye ve görüşlerini değiştirmeye çalışmanın pek bir yararı olmaz.