Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Bir duruşu olmalı insanın!

Bir duruşu olmalı insanın;
Bir bakışı,
Bir anlayışı,
Bir aşkı,
Bir davası olmalı…

Cahit Zarifoğlu

Üstat doğru söylüyor, şu yalan dünyada her insanın öyle ya da böyle bir duruşu olmalı. Duruşun yanında vicdanı ‘’kişilik ve karakteri’’de olmalı… Karakter deyince ünlü filozof Foerster’in bir sözü geldi şimdi aklıma; ne diyordu Foerster ‘’Karakter insanın yaşama üslubudur. Hayata karakteri oluşmadan karışanlar, baş döndürücü bir hızla vicdanlarını da kaybederler…’’

İnsanlar yaratılış gereği çevreleriyle sürekli bir ilişki içerisindedirler. Bu ilişkiler, insanların duygu ve düşüncelerine, tutum ve davranışlarına şekil verir. Her ne kadar kişiliğin, genlerden gelen bir miras tarafı olsa da karakter, aile okul ve çevre içerisinde çocukluk çağından itibaren gelişir ve şekil almaya başlar. Herkesin kişiliği parmak izi gibi kendine münhasırdır. Bu süreçte bilesiniz ki çocukluk dönemi çok kritiktir. Çünkü bu dönemde karakter oluşurken aynı zamanda da üst benlik ve vicdan da oluşur. Uzatmayacağım. Hem lafın tamamı da aptala söylenirmiş. Esasen atalarımız mevzuyu bir cümle ile çok güzel özetlemiş ‘’insan yedisinde neyse, yetmişinde de o olur…’’

Gövdeyi ayakta tutan omurgadır. Lakin insanı ayakta tutan ‘’şahsiyetli ve onurlu’’ yapan şey, bu bildiğimiz iskeletteki omurga değildir. ‘’İlkeler ve prensiplerdir.’’ Dünyaya metelik vermeden ayaklar üzerinde adam gibi sabit durmaktır. İnsan ilkeli duruşu sayesinde onurlu ve saygın bir kişilik kazanır. İlkeleri olan insan, saygın insandır. İlkesi olan insanın rotası da gideceği liman da bellidir. Yüreğinde kin değil bilakis sevgi vardır. Kalbi ile düşünür, su gibi berraktır.  Özü de sözü de duruşu da nettir. Düşünce fırıldağı değildir, dün kara dediğine bugün beyaz demez…

Dünya malını kendine kıble yapmış ve karakter suikastına uğramış olan insanlar, yaşanan olaylar karşısında zinhar dik duramazlar. Makam, mevki ve para gibi dünyalık şeyler için eğilip bükülürler. Çünkü kendilerine mezar olmuştur artık bedenleri. Belli bir kimlik ve şahsiyetleri yoktur. Ortama göre bukalemun gibi şekil değiştirip, önüne gelen herkese hemen ucuz bir çiçek gibi açarlar. Beyinlerindeki yerleşik putlara esir olmuşlardır artık. Kendi menfaatlerinden başka hiçbir şeyi görmezler. ‘’Önce kendi nefislerine esir olurlar, sonra da güç kimin elinde ise ona esir olurlar.’’

Ezcümle demem o ki dostlar; yalan, iftira, dedikodu, gıybet ne varsa her şeyin mübah görülmeye başlandığı bir dönemde; erdemli, ilkeli ve onurlu bir şekilde yaşamak ağır imtihanları gerektirir. Bu devirde şahsına sunulan menfaatleri elinin tersi ile itmek, ilkeli kişilikli ve omurgalı olmak elbette zor iştir. Lakin bilesiniz ki insanın mahiyeti de zor günde belli olur. Cenab-ı Allah neslimize ve bizlere ‘’onuruyla, kimliğiyle ve ilkeleriyle maskesiz bir şekilde, bembeyaz yaşamayı nasip eylesin…’’

Selametle…