Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol
İsmail Yaşa

Bir numaralı düşmanları Erdoğan

Londra merkezli haber sitesi Middle East Eye (MEE), geçen gün Suudi Arabistan’ın Türkiye’yi zayıflatmayı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı devirmeyi hedefleyen bir stratejiyi devreye soktuğunu, planın Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki “Emirates Policy Center” tarafından hazırlandığını yazdı.

Haberde, planın amacının Türkiye’nin bölgedeki ve İslam dünyasındaki nüfuzunu kırmak, boykotla ve yatırımları geri çekerek Türk ekonomisini çökertmek olduğu, Türkiye’yi ziyaret eden Suudi Arabistanlı turist sayısındaki azalmanın ve Türk mallarının Suudi Arabistan limanlarda günlerce bekletilmesinin planın uygulamaya konulduğunu gösterdiği öne sürülüyor.

Bu iddialar çok da yeni değil.

Geçen ay “Veliaht Prens’in Türkiye’yle mücadele planı” başlıklı yazımda benzer şeylere işaret etmiştim.

Suudi Arabistan medyasının son günlerde başlıca iki gündem maddesi var.

Birincisi, Türkiye aleyhinde kirli propaganda yapmak ve Erdoğan’ı kötülemek.

İkincisi, İsrail’in Suudi Arabistan için hiçbir tehlike teşkil etmeyen, bilakis kendisiyle ilişkilerin mutlaka geliştirilmesi gereken bir ülke olduğu düşüncesini yaymak.

Cumhurbaşkanı Erdoğan bir hafta önce Suudi Arabistan Kralı’nı telefonla arayarak kardeşinin vefatı dolayısıyla taziyelerini iletirken ve iki lider arasında samimi bir diyalog yaşandığı belirtilirken, Suudi Arabistan medyası “Erdoğan düşman” etiketiyle Türkiye aleyhinde propaganda yapıyordu.

MEE’nin haberinde de kaydedildiği gibi Ankara her şeyin farkında.

Fakat buna rağmen Riyad’a aynı şekilde karşılık vermemeyi tercih ediyor.

Bunun birkaç sebebi olabilir.

Birincisi, Türkiye bölge ülkeleri arasındaki her türlü gerginliğin ve çatışmanın sadece bölge dışı güçlere yaradığına inanıyor.

İslam dünyası zaten paramparça ve daha çok çatışmaya tahammülü yok.

İkincisi, Ankara’nın kendi özel gündemi var.

Fırat’ın doğusuna operasyon için gün sayılıyor.

Suudi Arabistan’ın bir numaralı önceliği Türkiye ve Erdoğan düşmanlığı olabilir.

Bu bizim mevcut gündemimizi ve her türlü sorunu bir yana bırakıp Riyad’la uğraşmamızı gerektirmez.

Türkiye, milli güvenliği ve çıkarları doğrultusunda kendi önceliği üzerinde yoğunlaşır ve işine bakar.

Suudi Arabistan’a cevap verilmesi gerekiyorsa, yeri ve zamanı geldiğinde onu da yapar.

Üçüncüsü, Amerika ve Avrupa Birliği’yle uğraşan Türkiye’nin Suudi Arabistan’ın düşmanlığını fazla ciddiye almadığını söyleyebiliriz.

Ne Türk turizmi Suudi Arabistanlı turistlere ne de ekonomimiz Riyad’ın yatırımlarına bağlı.

Her türlü adıma karşı gerekli tedbirler alınır.

Bu arada Ankara’nın Suudi Arabistan’la ilişkilerin düzelebileceğine inanma ihtimali de söz konusu.

Birleşik Arap Emirlikleri’nin Yemen’den çekilme kararından ve Tahran’a resmi heyet göndermesinden sonra yaşadığı hayal kırıklığının Riyad’ı hesaplarını gözden geçirmeye sevk edebileceği düşünülebilir.

Bunun çok gerçekçi bir yaklaşım olduğunu ve işe yarayacağını sanmıyorum.

BAE’nin Suudi Arabistan yönetimi ve medyası üzerindeki nüfuzu oldukça güçlü.

Ayrıca Riyad’ın Abu Dhabi tarafından içine itildiği ve biraz da kendi isteğiyle girdiği çukurdan çıkabilmesi mevcut şartlarda pek mümkün değil.