Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Bir Türk gencinin 15 Temmuz hikayesi

Yan odadaki televizyondan sevimsiz sesler duydu. Tam olarak betimlenemeyecek bir ruh haliyle koltuğundan kalkıp, küstahlık kokan ses yığınına yaklaşmaya başladı. Televizyonun başında kilitlendi. Köpürüyordu. Bütün ailesini şöyle bir süzdü. Halen karmaşık duygular içerisindeydi. Bir anda silkindi. Babasıyla göz göze geldi.İkisi de aynı hırsa boyanmışlardı.

Annesine ve kardeşlerine dönüp tek kelime söyledi:

-Gidiyorum.

Annesi pir-i fani kayınvalidesine bakmak zorundaydı. Boğazı düğümlendi.

‘’Dikkat edin oğlum!’’ lafzı çıkıverdi ağzından.

Oğlunu, eşini ve milletine ihanet eden şerefsiz ordusunu, rahman ve celâl sıfatlarına sığınarak Cenâb-ı Hakk’a; plan yapanların en hayırlısına ısmarladı. Evinin bir köşesinde Kelâm-ı Kâdim okuyup, dualar etmeye başladı.

Küçük kardeşleri vardı gencin arkasında. Babalarının ve ağabeylerinin peşinde, ‘’biz de geleceğiz, biz de geleceğiz’’ diye tutturuyorlardı. Uzun müddet kardeşlerini ikna etmek için uğraştı: Herkesin bir görev dağılımı vardı çünkü. Onlar da annelerini ve babaannelerini bekleyecekler; ağabeylerine, babalarına bir şey olursa iki küçük erkek olarak bir anda devleşeceklerdi. Yüksek bir vazife biçilmişti onlara. Sonunda ikna oldular. Vatanları için bir şey yapabileceklerine inanmışlardı…

Abdest aldı genç. Ardından babasıyla kol kola verip yollara düştü. Etrafında arzı titreten tekbir sesleri, arşa selam duran Türk bayrakları, imanı öfke ve kinle ziynetlenmiş kalabalıklar…

Kısıklı’ya doğru yürüyorlardı. Nasipse oradan Boğaz Köprüsü…

Cumhurreisinin evinin önüne vardılar. Polis ekipleri yola devam etmelerine izin vermedi. Köprüye geçiş yasaklanmıştı. Geçemiyorlardı. Polis ekiplerine güvenmişti. ‘’Bari liderin evini koruyalım!’’ düşüncesiyle polisle inatlaşmamaya karar verdi.

Düzenli aralıklarla, binlerce kişi hep bir ağızdan tekbir getiriyordu.Heyecan, onur ve galeyan had safhadaydı. Ara ara Fetoteröristinin emrindeki sözde Türk F16’ları,öz halkını taciz uçuşlarıyla sindirmeye çabalıyor, cesur ve kararlı kalabalığa korku aşılamaya çalışıyordu.O anlarda bazılarıistemsizce birkaç saniye panikliyor, çoluk çocuğunu kucaklayıp telaşa kapılıyordu. Fakat sonra, sanki birkaç saniye evvel üstünden düşman F16’sı geçmemiş gibi tekrar dikleşiyor, şehadet parmağını gökyüzüne kaldırıp muazzam bir uyumla tekbir getirmeye devam ediyordu…

Bu anlardan birinde öyle bir titredi, öyle bir ahvale büründü ki belki de ilk defa kendini bu kadar değerli hissetmişti. Genç, bugün dahi, hücrelerinde hissettiği o mualla duyguyu unutamayacaktır…

Ümmeti, milleti ve devleti için, girişilmiş bu kanlı ihanete karşı göğüs germenin verdiği iç huzuru yaşıyordu o karanlık saatlerde. Fakat bazen aklına Boğaz Köprüsü geliyor, şehit ve yaralı gönüldaşları düşünüyor, orada olamamanın hüznünü, pişmanlığını, suçluluğunu hissediyordu. Telefonunun şarjı da bitmişti, olup bitenden verimli şekilde haber alamıyordu. Bu şekilde zaman geçti, sabah saatleri yaklaşmıştı. Öğrendiği kadarıyla olaylar durulmuştu. Ertesi gün işe gidecekti. Gece boyu ruhunu fişekleyen salâların eşliğinde, eve doğru yola koyuldu.

Yorgun biçimde evine yürürken, tarihi bir geceye tanıklık ettiğini düşündü. Olayların sıcaklığıyla pek farkına varamamıştı herhalde… Tarihe yazılacak bu şanlı direnişin bir parçası olmuştu. Sıcak bir yaz gecesinde Türk milletinin üzerine çöken bu kavurucu zulmeti, televizyon başında korkuyla yahut hastalıklı bir zevkle izleyenler güruhuna dahil olmadığı için şükretti.

Bir lahza irkildi, durakladı…

Bütün bir gece boyunca, Boğaz’a gidememenin vicdanına çarptığı tokatların yanında, sağdan soldan duyduklarından olsa gerek, Çengelköy geldi aklına. Orada da çok can kaybı yaşandığını öğrendi. Sık sık gittiği Çengelköy, gece boyu aklından çıkıvermişti. Zihninde Çengelköy tanımlı bir ilçe yoktu sanki.Muhterem okuyucuya samimi gelmeyebilir ama durum şöyleydi: Genç, birkaç saatliğine Çengelköy diye bir yerin varlığını unutmuş, olaylar dindikten sonra yeniden hatırlamıştı.

Kim bilir, belki de o genç, Çengelköy’e gitmeyi hatırına getirebilse, o muazzez nimete kavuşmayı hak edecek bir insan olmasa da şehadete yürüyecekti. Belki de ömür boyu, bir takım kansızın kirli izlerini vücudunda taşıyacaktı. Ya şehadeti hak etmedi ya sırası değildi. ‘’Belki başka zamana’’ dedi…

Tüm bu düşüncelerle adımlarına devam etti.

Evine vardı.

Ve birkaç vakit sonra kalkıp, işine gitti…