Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Bireyin Amerikanlaşması devletin Amerikanlaşmasıdır!

Amerika’yı sadece katliamcı bir sömürü sistemi ile doğmuş ve genişlemiş düşman kara parçası biçiminde değil, bir Müslüman olarak topyekûn karşısında durmamız gereken soyut/somut kavramlar bütünü kalıbında ele alalım.

Yani bu yazıda Amerika; yalnız Amerika değil, tüm kötülüklerin bütünleştiği kavramsallaşmış bir simge konumunda: İngiltere, İsrail, Almanya, Fransa, Rusya, Çin, İran, Suud, Fetullah Gülen, Esed, Sisi, PKK, DAEŞ, HDP… Dünya’yı mazlumlar için daha da yaşanılmaz hale getiren kim ve ne varsa, bu yazıda Amerika o.

Çerçevemizi oturttuk.

Bu bağlamda devam edelim:

Devlet, külliyen “Bize ne Amerika’dan!’’ diyemez. Kelepçelendiği konjonktürler, kısa ve uzun vadeli menfaatler, gündelik yaşam organizasyonuna dair sorumlulukları vardır. Halkının tamamını, “Bakın biz devlet olarak, ‘bize ne Amerika’dan!’ diyebiliriz. Ama siz de bunun sonucunda bütün yaptırımlara katlanmak, yaşam kalitenizi düşürecek bütün saldırılara karşı dik durmak durumundasınız’’ fikrine ikna edemez. Bu iş maalesef böyledir. Halkın önemli bir kısmının Amerika’ya karşı kabadayılığı; soğan, domates fiyatlarının artmasına, doların piyasalara savurduğu okkalı bir tokada kadardır. Bu da devlet heyecanını, evrensel politik idealleri baltalar.

Fakat birey, “Bize ne Amerika’dan!’’ diyebilir. Hatta demek zorundadır. Bu bir Türkiyelilik şuuru, bir kimlik dışavurumudur. Birey, kendi fikir ufkunu, devletin katlanmak ve yönetmek zorunda olduğu reel politik zırvalara sabitlemek zorunda değildir. Tefviz ve tevekkül ile gayret gösterir. Hakikate sığınır. Politik kaygılarla hakkı terk etmekten korkar.

Türkiye’nin devletlerarası politik çıkarları, Müslüman Türk ferdinin dış abanmalara karşı devlet aklıyla düşünmesine mecbur değildir. Birey, yaşananlar karşısında düşünmesi gerekeni düşünür, vermesi gereken tepkiyi verir. Devlet de hararetli politik söylemlerle vatandaşın gazını alır, sonra siyasal şartlar neye el veriyorsa onu yapar. Bu hususta belki devlet suçlanamaz. Bir şekilde tahammül edilebilir. Ama birey suçlanabilir. Dediğim gibi, halkın, her konuda devlet gibi düşünme zorunluluğu yoktur. Birey, mücerret bir mefhum olarak ‘’düşman ötekiler bütünü’’ şeklinde tanımladığımız Amerika’ya, sonucu ne olursa olsun düşmanlığını korumak mesuliyetindedir. Amerika’nın hasmı olmamak psikolojik bir hastalık, bir konformizm müptelalığıdır. Amerikancı dayatmalara ılımlı dahi olunamaz.

Aksi halde, devlet bazında şartlara göre girişilmek durumunda kalınan siyasal müttefiklik, zamanla şart tanımayan, bölünmez bir kültürel müttefiklik halini alır.

Birey, zamanla Amerikanlaşır

Üzerimize kurgulanan temel plan da zaten; devleti Amerikanlaştırmaktan önce, devleti oluşturan birey ve organizasyonları Amerikanlaştırmaktır. Bu şuur hipnozunun sonucunda, fert, kendinin ve devletinin iyiliği için Amerika’nın menfaatlerini düşünmesi gerektiğine kendini inandırır. Bunu da akılcılık, devletçilik gibi kılıflara uydurur. Reaksiyonları kısırlaşır. Kötü ve bâtıl olana vicdanını rahatlatacak meşruiyetler yüklemeye başlar. Hiper-gerçek Amerika evrenini yaşatmaya kodlanmış bir tür kolektif bilinç mekanizmasının parçası olur.

Şunu unutmamalıdır:

Halk ne kadar Amerikanlaşırsa devlet de o kadar Amerikanlaşır.

Devletin topyekûn “Bize ne Amerika’dan!’’ kıvamına erişebilmesi için de devlet organizmasını oluşturan bireyin, kendi elleriyle zihnine zımbaladığı konformist ve edilgen bulanıklığı yok etmesi gerekir. Hayallerimizdeki ideal devlet olgunluğuna ulaşmanın ilk aşaması budur.