Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Biz, gerçekten büyük milletiz…

Cânım kâri, her gün ve her an yeni yeni şeyler öğreniyor insan. Bazı vakitler bunu fark etmeden, bilmeden ve belki de istemeden yapıyor. Hatta bence bir an bile olsun bir şeyler öğrenemeden geçen zaman ziyandır. Ben de o ziyanın içindeyim. Biliyorum ama yine de bütün bunları seninle birlikte kendime de söylüyorum. Zaman çok hızlı akıyor bunu ben de biliyorum lakin insan dediğin de sadece o akan zamana kendini kaptırıp da gitmek için var değil. Hatta çoğu zaman o vakti, zamanı belki de bir başka mecradan akıtmak zorunda. Yoksa kayboluyor, yoksa yok oluyor.

Biz işte o akıp giden suya yani ki zamana bir şekilde yeni bir mecra vermeye çalışan adamların torunlarıyız. “Bu düzen böyle gitmez, zulüm ilelebet sürmez” diyen adamlardı bizim ecdadımız. Bilmedikleri, görmedikleri belki ismini bile işitmedikleri çok uzak topraklarda zulme uğrayanlara nefes olmak için çırpındı onlar. Zulümle kurulan bir düzenin tam karşısında bir sütun gibi durup da bu oyunu biz bozacağız diye inandılar. Ve işte onun için o akıp giden nehirde kaybolmadılar, yok olmadılar, ölseler de unutulmadılar.

Bütün bunları aslında şunun için söylüyorum sana. Şehir şehir insanlara bildiklerimi, hakikat diye inandıklarımı ve gördüklerimi anlatmak için dolaşıyorum, biliyorsun. Pek çok şehirde, pek çok ilçede yeni yeni kardeşlerim oluyor, onları tanıyorum. Ama en ziyade olan şey şu ki; ben onların her birinden ve her defasında bir şeyler öğreniyorum. Ve Anadolu’da hangi şehre gidersem gideyim gördüklerim karşısında kendi kendime söylediğim cümlelerin sonu hep şükre varıyor. Zira “Anadolu Ruhu”nun halen dahi ve çok canlı bir şekilde var olduğunu görüyorum. Yeniden dirileceksek işte o ruhla olacak diye inanıyorum her defasında. Masumiyeti, samimiyeti nefes kadar yakınımda hissediyorum. Ve sadece bizi değil dünyayı da işte bu ruhun kurtaracağını biliyorum.

Geçtiğimiz hafta bir konferans vesilesiyle Suruç’a gittiğim zaman da işte tam bunları hissettim. Aslında bir de teşekkür etmem gerekir bunun için. Esasında Esenler Belediyesi ile yapacağımız bir konferans için “Hocam biz konferansı hediye etmek istiyoruz” diye bir telefon görüşmesiyle başlamış oldu benim için bu yolculuk. İlk defa bir konferansın hediye edilebileceğini duymuştum. “Nasıl yani?” diye sorduğum zaman şöyle cevap verdiler “hocam, Suruç Belediyesi bizim kardeş belediyemiz ve böyle kültürel etkinliklere bizden çok onların ihtiyaçları var. Bir konferansımızı orada yapsak olmaz mı?” elbette olurdu. Açıkçası Esenler Belediyesi’nin bu kardeşlik bilincine hem hayran hem de çok memnun oldum. Bunun için de bu meseleyi her kim sahipleniyor ve kim gayret ediyorsa tebrik etmek gerektiğini düşünüyorum.

Geçelim.

Urfa’ya defalarca gitmiş olmama rağmen Suruç’a ilk defa gittim ben. Ve gördüklerimden pek çok şey öğrendim. Kayyum olarak Belediye Başkanlığı vazifesini de devam ettiren genç ve dertli bir kaymakamları var, Sn. Ferhat Sinanoğlu… Aynı şekilde eski milli eğitim müdürleri Sn. Mehmet Han Özdemir de başkan yardımcılığını ve -bunun yanında ve asıl bahsetmek istediğim- Suriyeli mülteciler için yapılan çadır kentin kamp müdürlüğünü yapıyor. Ve yaklaşık otuz beş bin Suriyeli kardeşimize ensar oluyorlar. Mazluma nefes oluyorlar. Zalimin karşısında ses oluyorlar. “Bize ne!” demiyorlar. Tarihin bize verdiği misyonu ve belki de onlarca ihanetin içinde ve zor şartlarda yine ve gururla yapıyorlar. Hem imreniyor, hem tebrik ediyor ve hem de teşekkür ediyorum. Bana bir kez daha “biz gerçekten çok büyük milletiz” dedirttikleri için.

Daha önceleri çok defa “dünya sussa da biz susmayacağız” demiştim. Hatta tam olarak da şöyle söylemiştim.

“Dünya susuyor diye biz de mi susalım? Onlar görmezden geliyor diye biz de mi gözlerimizi kapayalım? Onlar duymazdan geliyor diye enkazların altından gelen çocuk çığlıklarını biz de mi duymayalım? İnsanlığımızı, inancımızı, davamızı, derdimizi ve kendimizi bir kenara mı koyalım? Onlar susuyor diye ya da bize “susun” diyorlar diye Aylan’ı unutalım mı mesela, Ümran’ı unutalım mı, babasıyla bir çöp kutusunun kenarına saklanan ve babası gözlerinin önünde vurulan o Gazzeli çocuğu unutalım mı? Üstad Karakoç çok doğru söylüyor; biz sussak tarih susmayacak ve hakikat susmayacak. Ve biz de susmayacağız.”

Ve susmuyoruz. Zira insan ölse de ruh ölmüyor. Ve bu ruh bize asırlardır bu hayal uğrunda canlarını bile düşünmeden veren ecdadımızın mirası. Anadolu Ruhu bunun adı…