Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Biz kimiz ve kimin yanındayız?

Bugün yine önemli bir seçimin arifesindeyiz. Müslüman, kimliğini düşünerek hareket etmeli, vereceği oyun kimi sevindireceğini düşünerek karar vermelidir. İnancı bunu gerektirir. Birtakım bahaneler, hatta varsa -ki olur- yanlışlara takılarak düşmanlarını asla sevindirmemelidir. Kâfir ve zalimlere karşı Müslüman kardeşini desteklerken, onun yanlışlarını da sayarak ikaz etmelidir. Doğru olan da budur.

Çok şey söylemek istiyor bazen insan. Hani “dilimin ucunda” der ya! Gerçekten de öyle.

Bazen ciğeri yanarcasına söylenir.

Bazen âh çeker derinden.

Erircesine çoğu zaman…

Müslüman kimliği ve biz! Onu sorgular bazen!

Duruşumuz! Neredeyiz acep “inanmış insanlar” olarak?

İnsanın kendi kendini inkâr etmesi. Adı başka, yâdı başka!

Bugün neredeyse insan, yarın orada olacak! Burada başka, orada başka değil!

Zira çok açık hakikat: “Kişi sevdiğiyle beraberdir.” (Buhârî, Edeb, 96; Müslîm, Birr, 165)

Yorumlar yapar aklınca. Kendini temize çıkarmak adına. Ama ne çare? Allah (cc) sorgulayacak; kiminle beraber oldun?

Hani Allah Rasûlü (sav) yine buyurmuşlardı ki; “Müslüman Müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez; onu düşmana teslim etmez. Kim bir Müslüman kardeşinin ihtiyacını giderirse, Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Kim bir Müslümanın sıkıntısını giderirse, Allah da kıyamette onun bir sıkıntısını giderir. Kim de bir Müslümanın ayıbını örterse, Allah da kıyamette onun bir ayıbını örter.” (Buhârî, Mezâlim 3)

İnanmış kimse, nasıl yer alır ki inanmamış bir kimsenin yanında?

Hele bir de o ya da onun öncesindekiler;

-Allah’ın Kitabını yasakladılarsa,

-Âlim ve hafızları astılarsa,

-Ezanın aslını bozdularsa,

-Daha düne kadar camilere çocukları koymadılarsa,

-Müslümanlara nice zulümler yaptılarsa…

Aman Ya Rabbi! Nasıl cevap verirler ki acaba?

Yapmak ya da yanında yer almak. Aynı kapıya çıkmaz mı?

AYETLER NE KADAR AÇIK

Biliyoruz ki iç ve dışta olan düşmanlar beraber hareket ederler. Bu, tarih boyunca böyle olmuştur. Kâfirleri dost edinmek ise Allah’tan uzak kalmak ve hatta O’nun düşmanlığını elde etmektir. Bir insana Allah (cc) düşman olursa onun durumu ne olur acaba? Rabbimiz muhafaza etsin. Müslüman Allah’ın düşmanlarını düşman edinmek ve O’nun dostlarını da dost edinmek mecburiyetindedir. Yoksa asla iflâh olmaz:

“Ey iman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin. Onlar size gelen hakkı/gerçeği inkâr etmişken, onlara (nasıl) sevgi gösteriyorsunuz?” (60 Mümtehine 1)

Bu durum tabii ki Allah’a kendi aleyhinde delil vermek demektir:

“-Ey iman edenler! Mü’minleri bırakıp da, kâfirleri dost edinmeyin; (bunu yaparak) Allah’a aleyhinizde apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?” (4 Nisa 144.)

Ne kadar açık değil mi?

-Müslüman namaz kılar. Ya onunla olan namazı hiç kılmadığı gibi bir de gereksiz görürse.

-Müslüman oruç tutar. Ya o tutmaz veya gereksiz görür hatta inkâr ederse…

-Müslüman zekât verir, Hacca gider vb. Ya onlar?

Bir yanda inanmış ve bütün bu emirleri yerine getirme çabasında olan/lar varken…

Allah düşmanlarının yanında yer almak; neyle izah edilebilir ki acaba?

Yaşadığı topraklara ihanet etmek… Ne büyük gaflet!

BİRLİK VE BERABERLİK

Biliyoruz ki birlikten kuvvet doğar. Ayrılık hep yıkımdır, acıdır, hüzündür.

 İşte bu konuda Rabbimizin emri:

“-Allah’a ve Rasûl’üne itaat ediniz. Birbirinizle çekişmeyiniz. Sonra korkuya kapılırsınız da, kuvvetleriniz azalır. (Düşmanlarınızın karşısında bir hiç mesabesinde kalırsınız.) Bir de sabredin. Muhakkak ki Allah sabredenlerle beraberdir.” (8 Enfal 46.)

Ve şu ayete bakın:

“-Eğer (Allah ve Rasûl’ü yolunda) birleşmezseniz, arz üzerinde çıkacak büyük bir fesat sizi helâk edecektir.” (8 Enfal 73.)

O halde bize düşen Allah’ın ipine sımsıkı sarılmaktır:

“-Hepiniz birden Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın, asla ayrılmayın.”  (3 Al-i İmran 103.)

Müslümanın kimliği derken kastedilen nice anlamlar vardır. Ama gerçekten bu, hepsinin önüne geçer. Rabbimizin Kitabına ve Rasûlü’nün sünnetine ittiba etmek.

Kâinatın Efendisi (sav), tek olarak çıkmış oldukları yolda nasıl bir başarı elde etmiştir. Bilelim ki inanıyorsak başaracağız ve inanıyorsak üstün olan biziz:

“(Ey mü’minler), gevşemeyin, mahzun olmayın! Siz eğer (gerçekten) mü’min iseniz (düşmanlarınıza galip ve onlardan) çok üstünsünüzdür.” (3 Âl-i İmrân 139)

Gerçekten dünya Müslümanları birleşse ne kadar güzel bir tablo çıkar ortaya. Ama ne yazık ki param parça. İşte memleketimiz! Düşmanlar ne kadar seviniyor ayrılıklarımıza!

Oy vermenin şirk olduğunu söyleyecek ve buna inanacak kadar cahilliğini ortaya koyanlar var. Ne güzel değil mi karşı taraf için. Onlar oy verecek ve bizi idare edecek. Ne bulunmaz bir servet onlar için!

Yine Kur’an’ı yasaklayacaklar, yine Müslümanlar’ı hapse atacaklar vesaire. Bulunmaz bir nimet onlar için.

Müslüman bu kadar ahmak olur mu? Bunu onların uydurduğunu bilmeyecek kadar ferasetsiz ve basiretsiz mi?

-Allah Rasûlü (sav) niçin bir devlet kurdu Medine’de?

-Niçin bir devlet başkanı oldu aynı zamanda?

-Niçin fetihler gerçekleştirdi?

-Yoksa nasıl yayılacaktı İslâm?

O halde oy vermek mutlaka gereklidir, tabii ki inanmış kimselere verilmesi lâzımdır. Yoksa büyük bir vebal yüklenilir.

Evet, seçimini iyi yapmalı her inanan!

O HALDE KİMİN YANINDAYIZ?

Haydi, sorgulayalım kendimizi.

-Biz kimiz ve kimin yanındayız?

-Biz Müslümanız ve Müslümanın yanındayız.

Bugün yine önemli bir seçimin arifesindeyiz. Müslüman, kimliğini düşünerek hareket etmeli, vereceği oyun kimi sevindireceğini düşünerek karar vermelidir. İnancı bunu gerektirir. Birtakım bahaneler, hatta varsa -ki olur- yanlışlara takılarak düşmanlarını asla sevindirmemelidir. Kâfir ve zalimlere karşı Müslüman kardeşini desteklerken, onun yanlışlarını da sayarak ikaz etmelidir. Doğru olan da budur. Hani Hz. Ömer (ra) minberde iken;- Ya Ömer, seni dinlemiyoruz diyen o zayıf sahabi gibi. Ömer (ra) sebebini sorar, o zata cevabını verir. Cevap sonunda “şimdi dinliyoruz” deyince o da Rabbine, kendisini sorgulayanlar olduğu için hamd eder.

Bir mü’min için Allah rızası her şeyin ama her şeyin üzerindedir. Bunu hiçbir zaman unutmamalıdır. Dünya makamları gelip geçicidir. Herkes o kara toprağa girecek ve hesap verecektir.

-İslâm coğrafyası kan ağlarken;

-İlk kıblesi işgal altındayken;

-Her gün onlarca/yüzlerce Müslüman öldürülürken;

-Sen ey ayrılık, sen ey gafil neredesin?

-Bir ve beraber olmak dururken…

-Kardeşlerin yanında yer almak gerekirken…

Müslüman Allah’a, Kitabına ve Rasûlü’ne sadık olmalı değil midir? Çilelerle yoğrulmuş peygamberler ve onların sadık takipçileri bu dünyadan kazanarak göçüp gittiler. Şimdi sıra bizlerde değil mi?

Bir Müslüman Müslümanca yaşar ve kardeşini yalnız bırakmaz. Yoksa neye yarar?

Abdülhamid Hanı tenkit ederek düşmesini isteyenler, çok geçmeden yaptıklarına bin pişman olmuşlardır.

Bugün Türkiye’miz dünyadaki samimi Müslümanlar’ın ilgisini çekmiş, dualarını almış ve almaktadır. Zira zalimlere kafa tutmuş, mazlumların ve küçümsenen mü’minlerin yanında yer almıştır. Adeta yasaklanan Kur’an, yeniden, her yaştaki insanın öğrenmesine açılmıştır. İslâm’ın izzetini korumak için elinden gelen gayreti göstermeye çalışmıştır. Ne yazık ki en çok da gafil ve hainlerden çekmiştir. O halde aynı hız ve gayretle destekleyip bu tarihi ve dini görevimizi olanca gücümüzle yerine getirmeliyiz. Eksik ve hataları uyarılarla dile getirmemiz de, zaman içerisinde, tabii ki hepimize düşen ayrı bir görevdir. Bunu yaparken de asla samimiyeti elden bırakmamalıyız. Çünkü biz kardeşiz! Allah için yapılan her şey mükâfata tabidir aynı zamanda.

DUÂMIZ:

Yâ Rabbî!

İslâm’ın izzetini muhafaza eyle!

Mü’minlere yardım eyle!

Gafillere şuur lûtfeyle!

Zalimleri kahreyle!

Memleketimizi muhafaza eyle!

Müslüman dünyamızı beraber eyle!

Kâfir ve zalimlerin oyunlarını bertaraf eyle!

Senin yolunda çalışanlara başarılar ihsan eyle!

“Bizi affet! Bizi bağışla! Bize acı! Sen bizim Mevlâ’mızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım eyle!” (2 Bakara 286)