Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

“Bizi sanat kurtaracak” klişesi

Ülkemizdeki ve dünyadaki keşmekeşin, zulümlerin, savaşların, huzursuzlukların nasıl aşılacağı sorusuna verilen meşhur bir cevap vardır. Meâlen değişmez ve dillendirenini oldukça havalı gösterir bu cevap:

“Her şeyin üstesinden sanatla geleceğiz.”

“Bizi sanat kurtaracak.”

“Nefreti, kini, cehaleti bir tek sanat dindirebilir.”

Vesaire…

Muhatabın uzmanlık alanına göre de izafiyet gösterir bu kesin çözümün öznesi. Kimi zaman şiir olur o süper kahraman kimi zaman tiyatro. Bazen sinema, bazen müzik, bazen de resim oluverir. Bir heykeltıraşın kıvrak parmakları dahi dünyayı kurtaracak bir kudret telakki edilir…

Biz yine, sanat çatısı altında cem edelim meseleyi.

Tamam, sanat, dünyayı çekilir kılan ve aynı zamanda güçlü bir silah niteliğine sahip en temel bireysel ve sosyolojik arınma mecralarından biri olabilir. Fakat hangi sanattan bahsedeceğiz? Sanata dair hangi soruları sormamız gerekiyor?

Memleketimiz özelinde, soysuzlaşma ve soytarılaşma çöplüğüne tıkılmış ve oradan kurtulmak gayesiyle çırpınıp duracağına bu ucube çöplüğü bir letafet deryası zanneden sanat anlayışını mı reçete tayin edeceğiz? Bütün fikir evrenini bozuk, yoz ve bağnaz sabitlere göre imar eden, öz kültürüne yabancılaşmış sahte sanatkârları mı kurtarıcı belleyeceğiz? Yahut sanat, sömürgeleşmiş zihinlerden rahatsız edici bir tazyikle fışkıran kuru bir yetenek icrası mıdır? Veya politik eleştiri dairesinden çıkıp ana ve en büyük probleme değinelim: Sanat; sanatı ve sanatçıyı Yaratan’a, o ezeli ve ebedi kudret’in kanunlarına -hâşâ- kafa tutmak, yaratılan bir mahluk olarak ‘’sanat yaratmak’’ gibi abes ve ahbes iddialara yapışmak mıdır?

Tüm bunların cevabı kâinata hümanizm kibriyle bakanlar için sübjektif olmakla birlikte, benim için değişmez, sarsılmaz ve eskitilemez bir nas’dan ibarettir.

İslâm’da güzelliğin başlı başına bir hakikat olduğu buyrulur. Hakikatle meşrebince ve kabiliyetince rabıta kuramayan bir zihin, güzellik ile nasıl hemhâl olabilir?

Hakikati uzaktan dahi olsa tanıyamayan bir akıl, mutlak güzeli de tanıyamaz. Dolayısıyla hakikî manada bir ‘’güzel’’ üretemez. Neticede has hakikati doğuramayan bir sözde sanatçı, insanının ve vatanının temel sorunlarına çözüm arayamaz. Kaldı ki çözüm bulsun… Ki en duru hakikat olarak, topyekûn bütün çözümler; Kālûbelâ’dan beri ilahî bir lütuf olarak insanlara bildirilmiş ve ilham edilmiştir. Sanatçı; bu bildiri ve ilhamları, edebi aşmayan bir estetikle halka aksettirebilendir.

Velhâsıl…

Bizi kurtaracaksa, çölleşmiş bir izanla, gayesini aşmış zekâ hamleleriyle, rotasını şaşırmış bir üslupla tanımlanan sanat anlayışı ve bu zavallı anlayışa göre kendine sanatçı vasfı atfeden ziyan tipler değil; sanatın ve sanatçının hakikate gebe suretlerini kuşanmış bir estetik idrak atılımı kurtaracaktır. Kurtuluşun en kestirme yolu da, devrimbaz tahribatlar sonucu “mil çekilmiş gözlerle” aradığımız estetik idrake toplumca -yeniden- ulaşmak ve bu kaybettirilmiş cevheri hayat organizasyonun her alanına şırıngalamaktır.