Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Boru mu bu, darbe!

Yeni yetmeler 2000’li yılları pek hatırlamaz.

Marmara Üniversitesi Göztepe Kampüsü giriş turnikelerindeki kulübede bir kabin vardı.

İnandıkları gibi yaşamak ve okumak isteyen kız çocuklarının bir kısmı üniversite kapılarından geri dönerken, aralarında kız kardeşimin de olduğu bazıları ise güvenlik kulübesindeki kabinde başörtü üzerine peruk takarak okula giriyorlardı.

Hep bıkmadan anlatacağım gibi, işitme engelli kız kardeşimin ismi daha sonra Balyoz davasında karşıma çıktı. Ek klasörlerdeki fişleme belgelerinde ‘irticacı öğrenciler’ arasında yer alıyordu. Yani ‘irtica’nın kelime anlamını bilmeyen bir çocuğu bile fişlemişlerdi.

Fişlemede ismi olan kişi savcılıktaki ifadesinde belgeleri doğrulamış, hatta dönemin MGK Kararları gereği üç ayda bir benzer listeleri Ankara’ya gönderdiklerini anlatmıştı. Hatta benzer savunmayı mahkemede de yaptı, ancak daha sonra düzeltti, belgeler sahte dedi. İnandık, geçtik.

Kardeşimin yaşadığı, 28 Şubat’ta başlayan ve 6-7 yıl boyunca binlerce insanın fişlenmesine, cezaevlerine çürütülmesine, okullardan ve kamudan uzaklaştırılmasına sebep olan post modern darbenin küçük bir kırıntısıydı sadece…

Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ, “26 Haziran 2009’da askeri şahısların, askeri mahalde işlediği suçlar da dâhil özel yetkili mahkemelerde yargılanmasının önünü açan yasa teklifi getiriliyor. Bunu kim hazırladı? Tamamen FETÖ ile ilgili, bu araştırılsın” deyince geldi o günler aklıma…

Başbuğ, 28 Şubat MGK kararlarının uygulandığı dönemde MGK Genel Sekreteri Başyardımcısı unvanıyla ve Korgeneral rütbesiyle görev yapıyordu.

FETÖ’cüler tarafından hükümeti ortadan kaldırma teşebbüsüyle yargılanan Başbuğ, “Askeri şahısların askeri mahalde işlediği suçlar” derken darbe planlamayı, muhtıra yayınlamayı, çete oluşturmayı, yargısız infazlar gerçekleştirmeyi, medyaya brifing vermeyi, yazar andıçlamayı, internet siteleri kurdurup toplumu kışkırtmayı, okullarda başörtülü öğrencileri fişlemeyi de kastediyor doğal olarak…

Muhtemelen bu suçların işlendiği yerler garnizonlar, ordu evleri, subay lojmanları gibi tel örgülerle yasaklanmış bölgeler olursa, ‘askeri mahal’ oluyor. Başbuğ’a göre askerin suçundan sivil zarar görmüşse bunu da askerin yargılaması gerekiyor yani.

Neyse ki artık uygulama böyle değil. Ancak bunu önermenin mantığını bile kafam almıyor.

Mesela sivil hayatında kleptomani rahatsızlığı bulunan bir kişi, askerlik görevi sırasında çarşıda hırsızlık yaparken yakalansa veya bir asker çarşıda husumetlisini bıçaklasa bu mesele de mi askeri mahkemeyi ilgilendirecek?

Bu basit ve sıradan suçun mantık bilimi açısından darbe suçlarıyla hiçbir farkı yok.

Hırsızlık suçu askeri, askerliği ne kadar ilgilendiriyorsa, vesayet meraklılarının siyaseten husumet içinde oldukları insanların iktidardan düşmesi için yaptığı eylemler de TSK’yı o kadar ilgilendiriyor.

‘Siyasi husumet’ diyorum çünkü Türkiye’de hiçbir vesayet meraklısı ‘Eyvah vatan elden gidiyor’ diyerek darbeciliğe soyunmadı. Hoş bu gerekçe de darbeciliği meşru kılmaz.

Kim silah ve şiddet ile iktidarı ele geçirmeye çalıştıysa -ki buna 15 Temmuz, 27 Nisan, 28 Şubat, 12 Eylül ve 1961 de dahil olmak üzere- tamamı sapkın ideolojik saikler ile ABD ve diğer dış güçlerin maşalığı uğruna bu maceralara girişti.

Dolayısıyla askerlikle, TSK ve Mehmetçik kavramı ile ilgisi olmayan bu darbeci güruhun yargılanacağı yer de elbette askeri mahkemeler olamaz.

Acaba Başbuğ ‘darbeciler hak ettikleri cezaları alsın’ istiyor olabilir mi?

Mesela Başbuğ; MGK Genel Sekreter Başyardımcısı olduğu 28 Şubat darbesinin suçlularını yakından tanıdığı için bu şahısların yeterince cezalandırılmadığını düşünüyor olabilir.

Çünkü kızının ismini Rüveyda koydu diye insanları TSK’dan atan, binlerce insana zulmeden, ülkeyi milyarlarca lira zarara sokan kudretli generaller askeri mahkemelerde kesin! daha büyük cezalara çarptırılırlardı!

Yoksa koskoca eski Genelkurmay Başkanı FETÖ faydalandı diye niye sivil mahkemelerde yargılanmasına karşı çıksın değil mi?

Bu ‘mantıksızlıkla’ 28 Şubat gölgesinde içi boşaltıldı diye tüm bankaları kapatalım. FETÖ darbe için kullandı diye orduyu lağvedelim. Okullardan arada hırsız ve katil çıkıyor diye okulları da kapatalım.

Bu kafayla ülke mi yönetilir.

Velhasıl, bence Başbuğ’un ne dediği kadar, neler demediğini de düşünmekte yarar var.

Konuyla hiçbir ilgisi yok ama aklıma geldi. Ne diyordu şair: “Siz, size yapılanları unutmaya çalışsanız da düşmanlarınız sizi ve size yapacaklarını asla unutmazlar.”