Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Bu bayram, namazı Ayasofya’da kılsak

Bir gün, soluğum kesildi, nabzım durdu…
Bildim ki ihanet, yüreğimden vurdu…
Ey mutlu Emîr, ey ulu Fatih, beni sen
Dillendirdin; torunların susturdu!

-Arif Nihat Asya, Ayasofya Şiiri-

Cânım kâri, hani böyle beklediğin, hayalini kurduğun, rüyasını gördüğün şeyler vardır. Hani o olmadan ölmemek için, onu görmeden gitmemek için dualar edersin. Bazen istidadınca cümleler yazarsın bu hayal uğrunda. Hatta neden sonra baktığında her hikâyenin onun kapısı önünde bittiğini anlarsın. Biri adres sorsa oraya göre tarif eder, biri gelecek olsa onun avlusunda beklersin. Benim için Ayasofya tam da böyledir. Her yazdığım hikâyenin bir yerlerinde istemsizce Ayasofya Camii’nin avlusunda bulurum kendimi. Şimdi de bir hayalim var hem de yaşamadan ölmemek için dualar ettiğim bir hayal.

“Bu bayram, namazı Ayasofya’da kılsak…”

İnsan hayalleriyle yaşar kâri. Dertleriyle yaşar ve dert ettikleriyle… Yoksa bu dünyada yaşamış olmak denen hal sadece doğmak demek değildir. Eski şairlerin dediği gibi “bir hoş sadâ”dır belki de baki kalan. Yoksa beden toprak olacak, var dediklerimiz yok olacak, geriye ardımızda bir isim ve belki de bir hayal kalacak. En azından şimdiye kadar tarih bize bunu öğretti. Hayali büyük olan adamlar bilmem kaç yıllık ömürlerine asırlık hayaller sığdırdılar ve asırlar onları unutturmaya yetmedi.

Seni bilemem ama benim ve belki de ben gibilerin en büyük hayali Ayasofya’da iki rekât namaz kılmaktır ölmeden evvel.  Belki tekrar olacak ve çok fazla söylendiğinden lüzumsuz gibi duracak ama inan ki öyle değil. Zira Ayasofya kabuk bağlamayan bir yara gibi seksen küsur yıldır gönlümüzde durur bizim. “Çok mu mühimdir?” diyeceksin. “Onlarca cami var aynı semtin içinde, onlar zaten varken illa bu Ayasofya davası da nedir?” diye soracaksın belki de, bilmiyorum. Ki soranlar var. Onlar hayali olmayanlar, gönlünde bir ateş yanmayanlar ve bence inanmak denen sırrı henüz bulamayanlar onlar.

Üstad Necip Fazıl yıllarca hatta on yıllarca acısını çektiği, bekleyip de durduğu, bir dua diye geceler boyu tekrarlayıp uykularından olduğu, her yerde ve her fırsatta duyurduğu Ayasofya davasını anlatırken tam da şöyle söylüyor;

Gençler! Bugün mü, yarın mı, bilemem!

Ayasofya açılacak… Hem de öylesine açılacak ki, kaybedilen bütün manalar, zincire vurulmuş masumlar gibi onun içinden fırlayacak! Öylesine açılacak ki, bu millete iyilik ve kötülük etmişlerin dosyaları da onun mahzenlerinde ele geçecek…

Ayasofya açılacak! Bütün değer ölçülerini, tarih hükümlerini, dünyalar arası mahsup sırlarını, her iş ve her şey hakkındaki gerçek miyarları çerçeveleyici bir kitap gibi açılacak…

Ayasofya’yı, artık önüne geçilmez bu sel açacak…

Bekleyin gençler! Biraz daha rahmet yağsın… Sel yakındır.

Artık vakti gelmedi mi o selin?