Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Buzdan kâseler

“Bismillâhirrahmanirahîm” diyen Sultan, orucunu biraz ‘tuz’ ile açtı. Ardından üç yudum su içerken, sonunda ‘Medine Hurması’ yedi.

* * *

Hazır bulunanlar da oruçlarını açtılar.

1807 yılı, Ramazan-ı Şerîf’in ilk cuma gecesi, İstanbul’un en güzel sonbahar mevsimlerinden biri… Dua almış Üsküdar’ın ‘Tunus Bağı’ semtinde bu gece Padişah Hazretleri, Abdullah Efendi’nin konağını şereflendirdiler. Kendisine Eyyüb Sultan’da ‘kılıç kuşatan’ Nakîbüleşraf’ın davetine icabet ettiler, geldiler.

* * *

Rumeli Hisarı’ndan atılan iftar topları bütün İstanbul’dan duyulmuştu. Muhteşem konağın üst salonunda 4 ayrı ‘Sultanî’ iftar sinileri hazırlanmıştı. Davet sahibi İlmiyye’den olunca Padişah da onların yanına oturdu. Şeyhül’İslam Mehmet Efendi, Anadolu ve Rumeli Kazaskerleri, İstanbul Kadısı, ‘İmam-ı Şehriyâri’ Ahmed Efendiler de hazır bulundular.

İkinci sini etrafında sadrazam ‘Çelebi’ Mustafa Paşa, Reis-ül Küttab yani Dışişleri Bakanı, Sadâret Kethüdâsı yani İçişleri Bakanı, Başdefterdar ve diğerleri vardı.

Üçüncü sini sıralarını da Askerîye çevrelemişti. Yeniçeri ağası, kaptan-ı derya, bostancı başı ve dahi öteki paşalar… Dördüncü sini öbeğinde ise diğer “davetliler” yer aldı.

* * *

40’ar çeşit ‘iftâriye’ hazırlanmıştı. Tuz, su, hurma, zeytin, incir, bal, üzüm, peynir, sucuk, pastırma, kuruyemiş… Hepsi 4’er çeşit… Şiltesi üç kıtayı, 23 milyon kilometrekareyi kaplayan imparatorluk coğrafyasının dört bir yanından iftariyelikler getirilmişti. Yeşillikler, maydanoz, dereotu, nane ve turplar, karabiber, kırmızıbiber, yeşilbiber, salatalık, domates ve turşular da göz alıyordu.

* * *

Harem kısmında davetlilerin hanımları için ayrı sofralar kurulmuştu. Alt katta ise padişahın muhafızları, bostancılar ve konağın emektarları iftar açıyordu. Herkes kâfi miktarda iftariyelik yediği zaman Padişah, ‘hane sahibi’ Abdullah Efendi’ye tebessüm etti. O da edeple ayağa kalkarak, “Yeryüzü Müslümanlarının Halîfesi, acaba bizlere akşam namazımızı kıldırmazlar mı” dedi. Tevazu timsali IV. Mustafa Han, “Hak hane sahibinindir, siz buyurun” diye karşıladı. Bunun üzerine Abdullah Efendi, “İzn-i şâhâneniz olursa Ahmed Efendi kıldırsınlar” diyerek İmam-ı Şehriyâri’yi işaret edip izin istedi. Padişah memnun, gülümsedi.

* * *

Mescîd olarak kullanılan muayede salonunda Ahmed Efendi, imamlığa geçti: Allah-û Ekber!

* * *

Akşam namazını eda ettiler. Ardından yeniden sofalara dönüldü. Padişah Hazretleri, yine hane sahibi Abdullah Efendi’nin yanına oturdular. Tertemiz kalaylı kâselere nefis çorbalar konmuştu. Tarhana, kuzukulağı, sütlü irmik ve ezme bakla çorbaları… Mis gibi ‘tereyağı’ kokusu iştahları kamçılıyordu. Padişah sordu: Tarhanayı sevdiğimizi nereden bilirsiniz? Abdullah Efendi saygıyla cevapladı: Âl-i Osman’ın cümlesi öyledir, biliriz sultanım.

* * *

Bu tip davetlerde Padişah’tan önce Bostancıbaşı’nın veya hane sahibinin yemeye önce başlaması adettendi. Fakat Mustafa Han bu gece, adette lüzum hissetmedi. Kendisini o kadar emniyette görüyordu ki; tekrar ‘Besleme’ çekerek kaşığını tarhana kâsesine uzattı. Çorbadan sonra ızgaralara geçildi. Siyahî görevliler ciddi, ancak bembeyaz dişlerini göstererek kusursuz çalışıyordu. 4’er çeşit ızgara, salata ve ekmek getirdiler. Daha sonra dört pilav, dört kebap, peşi sıra yahnîler ve güveçler de 4 çeşit olarak ikram edildi. Nihayetinde haşlamalar ile kızartmalar aynı adette sunuldu. Siniler bir dolup bir boşalıyor, siyahî görevliler bir köşede sofraları siliyor temizliyordu. …ve sebzeler, turşular da 4 çeşit olarak yerini aldı.

* * *

Bu arada Abdullah Efendi nezâketle sordu: Sultanım emreder misiniz, Boğaziçi balıklarından da takdim edelim? Padişah yavaşça cevapladı: Bayram sonrası inşallah.

O esnada hamur işleri, börekler ve hoşaflar getirildi. Padişah billur gibi parıldayan üzüm hoşafı kâsesinden bir yudum içti, pek hoşlandı. Bir kaşık daha aldı, dayanamadı; fısıltı gibi, “Kardan ak idi, hem de soğuk idi” dedi. İmam-ı Şehriyâri Ahmed Efendi tamamladı: “Lezzeti dahi Cihân’da yok idi.”

Gerçekten Süleyman Çelebi’nin Mevlid’indeki bir ‘cam dolusu şerbet’ kadar soğuk ve lezzetliydi. Padişah meraklandı: Bu mübareği nasıl bu kadar soğutabildiniz? Hane sahibi Abdullah Efendi sakin bir ses ile: Kâsesi tamamen buzdur Sultan’ım.

Son olarak da dört çeşit tatlılar servis edildi.

* * *

Cihân Padişah’ı ayrılır ayrılmaz, Kethüda, yani görevliler de Abdullah Efendi Konağı’nın etrafında dağıldılar. O gecenin şükrânesi olarak 40 ev sağdaki, 40 ev soldaki, 40 ev arkadaki, 40 ev öndeki hanelere bir aylık Ramazan erzakı dağıttılar.

Ramazan günleri ancak “okuyarak” geçiyor. Size de tavsiye, eski günleri okumak da yaşamaya kapı aralıyor.