Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Çakalların dünyasında bize düşen…

Değerlerin, sınırların, ilkelerin küçük menfaatlere kurban edildiği belirsizlikler çağında yaşıyoruz. Sözün, yazının anlamını yitirdiği yalanın açıktan söylendiği bir dünyada kime, hangi kuruma, hangi devlete güveneceğiz? Kitle imha silahlarıyla insanların kitleler halinde katledildiği bir âlemde kendimizi hangi limanda huzurlu hissedeceğiz?

Yaşadıkları dönemlerde sıkıntıları, yanlışları gören insanlar “kıyamet zamanı” diyerek çağlarına şahitlik etmişlerdir. İnsanlığın bu kadar iççice geçmediği zamanlarda, herkesin kendi coğrafyasında kapalı yaşadığı dönemlerde daha çok yerel felaketler yaşanırdı. Bütün dünyayı etkisi altına alacak hareketler az olurdu. Attila’nın, Cengiz’in, Haçlıların, Timur’un dünya çapında katliamları gibi hadiseler az yaşanırdı. Çünkü coğrafya buna izin vermezdi

Küreselleşen dünyada bilgilerin, eşyaların ve insanların dünyanın en ücra köşelerine çok kısa zamanda varmaları hepimizin üzerinde yıllarca güvenle oturduğu “Bağdat Halısı”nı ayaklarımızın altından çekiverdi. Her şeyin güce odaklandığı hakkın ve haklının savunulmadığı ve ya savunulamadığı yerde felaketlerin büyüğünü yaşıyoruz. Hâlbuki bu teknik gelişme hepimizi sevindirmişti. Yeryüzünde yaşayanlar olarak birbirimizi daha iyi anlayacak ve de barış içinde yaşayacaktık.

Açgözlü çakalların egemen olduğu dünyada hiç kimse kendisini güvende hissedemez. Teşbihte hata olmasın ama çakallar bile karnı doyduğu zaman köşesine çekilir yeniden acıkıncaya kadar yeni av için beklerler. Çünkü yaratılışları gereği hayvanları tokluk terbiye eder. Ancak insanı tokluk değil açlık terbiye eder. Aç insan daha çok halini idrak eder. Günümüz dünyasına bakın kuzeyin obezleri güneyin garibanlarının elindekilerini talan ediyorlar. Kısacası dünyada açlık savaşı yaşanmıyor.  Karnı tok ama ruhu açların dünyayı talanlarıyla karşı karşıyayız.
Haksızlıklar ve yanlışlar karşısında susmayı tercih ediyorsak bir gün kötü akıbetin bizimde başımıza geleceğini unutmayalım. Kuzeyliler kendi bütünlüklerini sağlamak için kurdukları sistemi başkalarının uygulamasını istemiyorlar. Sürekli demokrasiden söz etmeleri yalandan başka bir şey değildir. Eğer batının emperyalistleri “demokrasi ve barış” getirmekten söz ediyorlarsa tedbirinizi alın “darbe, katliam” geliyor demektir. Bu güne kadar batının demokrasi götürdüğü barış ve huzur içerisinde bir ülke var mı?

Pe ki bu belirsizlik çağından nasıl kurtulacağız? Bütün dünyanın gözü önünde insanlığımız talan edilirken tedbir almak için ne yapmalıyız? Emperyalistlerin tezgâhları sonucunda birbirini boğazlayan ahmakları nasıl ikna edeceğiz? Köleliğin, cehaletin kol gezdiği dünyanın büyük bölümünü teşkil eden uyurgezerleri nasıl uyandıracağız?

Bütün bu can yakıcı soruların cevaplarının yine küreselleşen dünyada iyilerin ve iyiliklerin kazanması sonucunda ortaya çıkmasını bekliyorum. İnsanlık için iyilik yapan, hak ve hukuklarını savunan kurumların daha güçlü ses çıkarmaları, birbirleriyle ilişki kurmaları gerekiyor. İnsan hakları derneğimiz Mazlumder’in güzel bir sloganı vardı: “Mazluma kimliği sorulmaz.” Gerçekten mazluma kimliğini sormadan yardım edersek inanın birçok yanlışın çok hızlı bir şekilde düzeldiğini göreceğiz.

Küreselleşen dünyada belirsizliklerden faydalanarak dünyayı talan etmeye çalışanların ömrü uzun olmayacak. Ben yine küreselleşmenin getirdiği bilgi, eşya ve insanların hızlı dolaşımının olumlu sonuçlara dönüşeceğini düşünüyorum. Bir müddet sonra daha çok insanın hakkı ve hakikati göreceğini umut ediyorum. Ancak çağın tanığı ve yaşadığı dönemden sorumlu olan bizlerin daha çok çalışması insanlığın hayrına olan işler için daha çok çaba harcaması gerekiyor.
Peki bunu yapıyor muyuz?