Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Cenazene mahalle bakkalı gelir…

Cânım kâri, insanın nasıl yaşadığı önemli elbette ama bence nerede yaşadığı da önemli bir mevzu. Mesela ben Anadolu’da küçük bir ilçede ya da belki bir köyde yaşayanlara her vakit imrenmişimdir. Zira büyük şehirlerde yaşamak hep zor ve hep yorucu… Yaşamaktan çok yaşlanmak gibi… Oysa sabahın seher vaktinde uyanıp da yeşil otların üzerine düşen çiği seyreden, toprak kokusunu genzine çeken insan öyle mi hiç! Alabildiğine düz, betonsuz, sessiz bir tarlanın yamacında çalı çırpıyla yaktığı bir ateşin üzerinde isli demlikle çay demleyen adamın aldığı tadı hangi lüks ve meşhur “cafe”de bulabilirsin Allah aşkına? Ya da evinin kapısını kilitlemeye dahi gerek duymadan dışarı çıkabilen, elmayı dalından alıp da yiyebilen, suyu pınardan içebilen, domatesi bostanından koparabilen adamın yaşadığı hayatsa –ki öyle- bizim gibi büyük şehirlerde yaşlananların yaşadığı şeyin adı nedir?

Zor sorular sorduğumu ben de biliyorum. Hatta belki de sana da “âh” çektiriyorum şöyle bir derinden. O çayın tadı senin de damağında, o domatesin kokusu senin de genzinde ve o yeşil halı senin gözünün önünde biliyorum. Belki dedenin bastonunun sesi geliyor şimdi kulaklarına, belki de babaannenin pişirdiği ekmeklerin kokusu… Ya da belki babanın eski ve yıkılmaya yüz tutmuş, unutulmuş ve unutulduğu için mahzun olmuş evi… Hasret, hüzün, özlem ve pişmanlık belki de… Anneni ardında bırakmış, babanın umutlarını bir kenara atmış ve asırlık bir çıkarı toprağından koparmış gibi…

“Memleketin doğduğun yer değil, doyduğun yerdir” diyorlar ya hani, ben kabul etmiyorum bunu. Hem de hiç kabul etmiyorum. Bana şey gibi geliyor bu; kendi annenden bir başkasına anne demek gibi. Benim kanaatim o ki, gurbet gurbettir ve memleket anadır. Ya yaşarken dönersin ya da ölünce. Ama dönersin.

Neyse, geçelim…

Aslında meselem başkaydı. Lakin bunlar geldi hatırıma ya da hiç çıkmıyor zaten. Bir boşluk bulup da memleketine kaçmak istiyor insan. Nereye gitse memleketini sinesinde taşıyor. Yanında hatıralarını, hasretlerini, dedesini, çayın tadını, babaannesinin sesini, toprak kokusunu götürüyor. Ondan bunca hatırımda oluşu hepsinin… Ama büyük şehirlere de bunları alıp gelenler yok değil. Ama azaldı şimdilerde. Hem de çok azaldı. Mahalle denen şey kalmadı. Ya da numune oldu var olanlar. Oysa hayat mahallededir. Onun için hep üzülmüşümdür bir site içine mahpus yaşamak zorunda bırakılan çocuklara ben. Hem de çok fazla. Zira mahalle gerecek, site suni geliyor bana. Ya da şöyle söyleyeyim; mahalle resimdir, site fotoğraf…

Bana sorarsan büyümek mahallede yaşamak demektir. Mahalle muhabbettir, seslenmektir ötedeki eve, pencereden sarkıtılan sepet iki taş arasında kurulan kale, anneden istenen çeyrek ekmektir… “Topu atan alır” demektir. Bakkal demektir, tırmandığın ağaçtan düşmek ama sonra yine de tırmanmak demektir. Ruhu vardır yani.  Mahalle güzeldir, okuldur ve gönüldür mahalle…

Bunları bilmiyor ve yaşamamış olan çocuklar… Ne yazık onlara!

Ezcümle şehir mahalledir, mahalle hanedir, hane ailedir ve aile annedir…

Bir de böyle bir yazının sonunda çok söylenen, çok bilinen hem de çok hoşuma giden şu cümleyi söylemezsem olmayacak;

“Sen ekmeği marketten alırsın ama cenazene mahalle bakkalı gelir…”