Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

“Çocukluğumdan beri kendimi işe yarar hissedemiyorum”

“İçimden hiçbir şey yapmak gelmiyor. Yaptığım şeyleri beğenmiyorum. Ne yaparsam yapayım, insan içine çıkacak düzeyde bir şey yapamam zannediyorum. Buna ilâveten kendimi çirkin buluyorum. Genç kızken bir gün aynaya bakıyordum. Annem ‘Kendini güzel mi zannediyorsun, sen çirkin bir kızsın’ dedi. Şaşkınlık ve üzüntü içinde aynayı elimden bıraktım. O gün bu gündür ne zaman aynaya baksam, annemin o sözü aklıma geliyor ve anında keyfim kaçıyor. Beni hiç kimsenin beğenmeyeceğini düşünüyorum. Eşimin beni nasıl beğenip aldığını bile halâ anlayamadım. ‘Benim gibi elinden düzgün bir iş çıkaramayan çirkin birisi, nasıl olur da eş olarak seçilebilir?’ diye şaşırmıştım. Birileri yaptıklarımı beğense, benimle dalga geçiyorlar zannediyorum.”

“Ne annemden ne de babamdan; gönlümü okşayacak, beni mutlu edecek ve bir şeyleri başarabildiğimi hissettirecek tek bir cümle bile duymadım. Benim okuyabileceğime bile inanmadıkları için beni ilkokuldan sonra okutmadılar. Yürüsem, otursam, kalksam; hepsi yanlış olmuş ve onlara lâyık bir evlât olma şansım yokmuş gibi hissettirdiler. Şimdi bile annemin evine gitsem, hâlâ yapıp ettiklerime bakıp, eşimin ve çocuklarımın yanında beni eleştiriyor ve rencide ediyorlar.”

“Şimdi, mutsuzluktan adeta gözlerimi açamıyorum. Evlendim, çocuklarım var fakat; onlara yetemediğim, iyi bir eş ve iyi bir anne olamadığım hissinden kurtulamıyorum. Çıldıracak gibi oluyorum. Bu, eşime ve çocuklarıma da yansıyor ve benim yüzüm gülmeyince, onlar da gerginleşiyor. Eşim hiç olmadık şeylere bağırıyor, çocuklarım hep mutsuz ve durmadan kavga ediyorlar. Hepsi benim yüzümden. Sanki içimde bir karadelik var, her türlü güzel şeyi yutuyor ve bir türlü dolmuyor. Ben de o karadelikte kaybolmak, yok olmak istiyorum.”

Bilmeyen ellerin karaladığı bir hayat portresi bu tablo. ‘Nasıl daha iyi insan olabilirim? Benim rollerim ve sorumluluklarım nasıl davranmamı gerektiriyor? Benim elimde bulunan çocuklarım bana değil Allah’a (cc) ait. Onları kendi zamanlarına ve en iyi pozisyonda nasıl hazırlayabilirim?’ soruları olmayınca, zihnimiz mevcut bilgi ile çalışıyor. Çünkü zihnimize daha iyisini arama komutu vermedik. Zihinde doğru soru olmayınca, ne yazık ki doğru cevap ta olmuyor.

Anne baba, çocuğun iç mimarı gibidir. Aklını, zekâsını, duygularını evire çevire kendi algılarına ve inançlarına göre istedikleri gibi kesip biçer, yerleştirir ondan sonra da, bunu çocuklarının zihnine bir fotoğraf olarak yerleştirip ‘Sen busun’ derler. Çocuk inanır. Kartallar gibi uçabilecek bir çocuk, sürüngenler gibi yaşamak zorunda bırakılır. Ne zamana kadar?  Birileri ‘Sen bu değilsin’ deyip, kendisine kendisini göstererek, yeni bir fotoğraf oluşturana kadar. Bundan sonra da, iç sesleriyle çetin bir mücadele başlayacaktır. Aldığı telkinin kendinde oluşturduğu güven ve elinden tutanların tutumlarına bağlı olarak, yeni ve inanılmaz güzel bir süreç başlayabilir. Peki, bunu kaç kişi başarabiliyor, kaç kişi, hayatının rengini, kendi iç rengini düzelterek değiştirebiliyor? İşte bu çok zor. Nice insanlar, hayatları allak bullak olmuş bir şekilde ayakta durma mücadelesi veriyor. Bunu kimler sebep oldu? Ne yazık ki biz anne babalar. Hani biz anne babalar çocuklarımızı çok seviyorduk? Hani onlar emanetti?

Kendisini bilgi ile donatamayanlar, bilinçsizlik krizi içinde, aynada kendisini sürekli doğru ve iyi görüyor. Ne düşünürse, ne yaparsa doğru buluyor. İşte ne oluyorsa bundan sonra oluyor. Kendisinin hayatı kararmışsa, başkalarının da hayatını karartabiliyor.

Allah (cc) önce bilgilenin dedi. Bilginin en bariz tezahürü, önce Allah’a (cc) sonra kullarına ve hayatın içindeki her şeye karşı edep ve saygıdır. Bu yoksa, başka şeyler de yok oluyor. Hayatın tamamındaki güzellikler çekilebiliyor. O zaman hemen, rollerimiz, sorumluluklarımız ve sınırlarımız ile ilgili bilgiyi ve Allah (cc) Rasulü’nün (sav)  hayatındaki örnekleri hayatımıza katmalıyız. Yoksa bilelim ki, dökülen kabını doldurmuyor.