Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Çocukluğumdan öncesi

Bir çocuğun zihin yapılanması nasıl gelişiyor? Önce kendini daha sonra çevreyi keşfe çıkan çocuk, annesinden ayrışmış ve bireyselleşmiş bir varlık olarak topluma katılıyor(sağlıklı süreçler yaşadığı takdirde).

Bu birey yetişkin döneminde topluma katılıyor ancak topluma katkıda bulunabiliyor mu? Eskinin üzerine yeni şeyler koyabiliyor mu? Yetişkinliğinde topluma değer katabilmesi için bireyin daha bebekken annesinden dinlediği ninnilerin bir anlamı ve hikâyesi olması lazımdır. Ninniler, daha sonra masallara, masallar bilmecelere, öykülere dönüşür. Çocuksa bu söylemlerin içinden kendine ‘iyi ve kötü’ün tanımını, ‘çirkin ve güzel’in anlamını yani değerlerini, şemalarını ayrıca kahramanlarını oluşturur. Daha sonraları anne-baba, büyükanne ve dedelerden dinlenilen hikâyeler ve tarihi kıssalar ise bilgi dağarcığına kazınan ufuk açıcı anekdotlar olarak eklenir.

Toplumsal hafıza kıtlığı yaşadığımız şu dönemde bu yazdıklarımı nasıl yorumlarsınız?

Hakikaten kaçımız çocuklarımıza değerlerini oluştururken etkili olabiliyoruz. Çocuklarımız değerlerini ev içinde yapılan sohbetlerden mi daha bebekken karşısına koyduğumuz televizyon ve tabletlerden mi oluşturuyor?

Ezbere söyleyeceğimiz ninnilerimiz, türkülerimiz, anlatacağımız öykülerimiz, sorarak karşımızdakinin zihnini açacağımız bilmecelerimiz var mı acaba?

Ya yeri geldiğinde taşı gediğine koymak için kıssalarımız, edebi ağırlığı olan şiirlerimiz hafızamızda yer alıyor mu?

Geçmişimizden kaç tane edebiyatçı isim biliyoruz? Önemli tarihi olayların sebep sonuçları ya da tarihlerinin zihnimizde olması gerekmez mi? Dünya toplumları geçmişlerini didik didik ederken bizler 100 sene öncesindeki edebiyatçılarımızı, sanatçılarımızı tanımıyoruz. Yüksek medeniyetimizin eserlerinden ise bihaberiz. Oysa Çiçero şu sözüyle konuya bambaşka bir pencere açıyor: “Çocukluğundan öncesini merak etmeyen insanlar topluluğu çocuk kalmaya mahkûmdur.”

Bu anlamda yetişkin ama büyümemiş insanlar topluluğundan söz ediyoruz. Büyüklüğün anlamı, dinamikleri bahsedilen toplum için anlamsız. Büyük olmanın manasına ermiş ve bizatihi yaşamış atalarımıza neden uzağız? Bunun için harf devriminin yapılmış olmasını neden olarak göstermek bir realitedir ancak bahane olarak kabul edilemez. O birikimlere ulaşmak vazifemiz olmalı. Zihnimizi popüler kültürün hegemonyasından kurtarabilirsek, toplumsal hafızayı da oluşturabiliriz. Bunun en somut adımları ise mesela; Osmanlıca öğrenmek, türkülerimizi dillendirmek, büyüklerimizin anlattığı kıssalara kulak kesilmek olabilir.

Popülist kültürün önümüze koyduğu içi boş “sanatsal” ürünleri hızlıca tüketmek yerine zihnimizi yormasını göze alarak yitirdiğimiz/yitirmek üzere olduğumuz medeniyeti anlamamızı sağlayacak dolu eserlere yönelmek dileği ile…