Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Cumhurun kalbini fethetmek…

Ramazan ayında, seçim atmosferini soluduğumuz şu günlerde Peygamber Efendimiz’in (sav)  “Hiç ölmeyeceğini zanneden biri gibi çalış, yarın ölecek biri gibi de tedbirli ol.”* tavsiyesinin tezahürüne yakinen şahit oluyoruz.

Kimi siyasiler hem dünya hem ukba gayretiyle seferber iken, kimileri hiç ölmeyeceği zannı ile vaatler savuruyor. Ee, söylemek kolay, eylemek zordur. Kolaya teşne olanların ukbada da pek gözü yoktur. Çünkü ya unutmuştur öleceğini, yahut şeytanın mahareti ile unutturulmuştur.

Eğer böylesi bir nisyana düşmemiş olsalardı, ülkenin başına, başkan kesilme hevesi ile icraatlar üstü, akıl sınırını zorlayan vaatlerini böyle savurganca, böyle tutarsızca savururlar mıydı?

İmtihan dünyası işte… Olmaz sandığımız, oluyor, “olmaz olmaz, olmaz olmaz” tekerlemesindeki hakikat vücut buluyor.

Öyle uzun uzun savurgan vaatlerden söz etmeyeceğim. Ancak asgari ücretin 5600 TL olması vaadine değinmeden de edemeyeceğim.

Efendim, 2018’in ilk çeyreğine kadar kayda geçen SGK verilerine göre Türkiye’de, kamu, esnaf ve ücretli çalışanlardan oluşan toplam aktif sigortalı sayısı 22 milyon 280 bin 463 kişi olmuş. Zorunlu sigortalı sayısı ise 19 milyon 511 bin kişiye ulaşmış.  Emeklilik ve diğer çalışmama durumlarına bağlı kişi ve bu kişilerin hak sahiplerinden oluşan pasif sigortalı sayısı (aylık alanlar) ise 12 milyon 157 bin 898 kişiymiş. Pasif sigortalıların hak sahibi-bakmakla yükümlü olduğu kişilerden oluşan “bağımlılar” ise 35 milyon 528 bin 842’ye çıkmış. Hadi şimdi, bu reel rakamlarla vadedilen miktarı çarpalım. Sonra da telaffuzu güç sonucu Napolyon Bonapart ile anılan küçük fıkra üzerindendeğerlendirelim:

“Dünya tek devlet olsa, merkezi İstanbul olmalıdır” deme zekasına sahip 1769 doğumlu Napolyon ve kurmay subayları geride bıraktıkları savaşın değerlendirmesini yapmaktadırlar. Büyükçe Bir masada muharebe Haritaları yayılmış haritaların üzerine hava, deniz, kara uvvetlerini gösteren taşlar yerleştirilmiştir. Napolyon’un bir kurmayı haritayı işaret ederek şöyle der; “Ben sizin yerinizde olsam önce şu küçük kasabaları alır oradan büyük şehirlere iner büyük darbe vururdum. Düşman daha ne olduğunu anlamadan sert bir darbeyle ellerindeki her şeyi bırakıp kaçarken şuradan başkentlerini alarak onlara iyi bir ders verirdim.”

Napolyon ise hiç istifini bozmadan cevabını vermiş; “Oralar öyle parmakla alınsaydı, zaten alırdım.”

Evet, parmakla harita üzerinde fetih yapılamayacağı gibi, uçuk kaçık vaatlerle de cumhurun kalbinin fethedilemeyeceğini idrak edememek feci bir hezeyandır, hırstır, ideadan yoksun zavallı bir kurmaca içinde sürüklenmenin izahıdır.

Basireti açık, feraseti yüksek, meclisi gazi, satılmış ile satılmamış arasındaki farkı idrak kabiliyeti yerinde olan aziz milletimiz böylesi vaatlere güler geçer de, almanın değil, vermenin fazilet olduğunu canını vererek ispat eder…

Çanakkale’de 15 Temmuz’da, Afrin’de göğüs göğse, Arakan’da, Myanmar’da, Filistin’de, alan el değil veren el olmaya talip olmuşluğu ile kayda geçer…

Haksızlığa, yolsuzluğa, teröre karşı birleşir tek yürek, tek bilek “kalkan” olur. İhtiraslardan azade, mazlumun ahına çare olmak için “zeytin dalı” uzatır!

Ve aziz milletin kalbi, hür göklerin altında, Laz’ı, Çerkez’i, Türk’ü, Kürd’ü, Alevi’si Sünni’si hep birlikte atar da, mazlumların duası ile yol alır.

Evet bilir bu millet, “Lafla peynir gemisi yürümez”, dahası “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz!”

“Erdoğan” nefreti ittifakının parçası olanlara “Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” demeyi unutmaz! Hele hele onların yarınlara dair adaletinden, vaadinden, söylediğinden medet ummaz!

Ah bir de, ölmeyeceğini zannedenler de ölür!