Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Derviş, abdest, günah

Uyuyor musun kâri? Sesleri sen de duyuyor musun? Saat geç, gece, karanlık… Demem o ki bedenlerimizin uykuya yattığı ve hakikat yarıdan da ziyade ölü olduğu hal bu. Uyandırmak istemem seni, düşlerinden ayırmak istemem. Bilirim zira bir düşü yarım bırakmak sevgiliye tek gözle bakmaya benzer. Kıyamam düşlere, düşler tam olsun isterim. Lakin yine de sesler var kulağıma bir yerlerden fısıldanan. Duyuyor musun sen de kâri? Gece, karanlık, tam rüyalara dalma vakti… Uyuyor musun?

Bak o beklediğimiz derviş tahta kapısını ittire ittire çıkıyor, üzerinde kum rengi bir entari. Sakallarını görüyorsun değil mi? Dedemin sakallarına benziyor. Dedemi tanıyorsun sen, biliyorsun değil mi? Tanımasan da ziyanı yok, yalnızca bir rüya değil mi bu? Uyandığın vakit unutacaksın. Bakma lafazanlığıma, dervişe bak sen. Başında geceleri taktığı cübbesiyle hemahenk bir takkesi var. Gözlerinin altında halkalar, çukurunda duran gözbebekleri kızarmış. Uykudan mı? Değil. Zaman yapmış, ihtiyarlamış. Sağ elinde, tam da tespih tanelerin okşadığı yerinde tuttuğu bir ibriğin nazik kolu. Duyuyorsun değil mi sesleri? Su sesi… Zira ibrik dolu… Toprağı dahi üşendirmeden yürüyor. Boynuna attığı peşkire bak, rüzgâr estikçe titriyor. Güneş doğmamış henüz, muhtemel ki sabah vakti. Geliyor işte, bak bize doğru yürüyor. Neden sonra hemen kuyunun yanı başında duran kocaman bir kayanın üzerine oturuyor. Tek eliyle tutuyor ibriği, diğer eline su döküyor. Bilir misin yalnız başına abdest almak ne acı verir insana? İbriği tutacak, suyu akıtacak bir kimsesi yoksa işte o vakit yalnızdır ihtiyar dediklerimiz. Lakin o alışkın bu hale belli. Evvela sol eliyle sağ eline döküyor suyu. Ellerini yıkıyor. Dudağı kıpırdıyor sonra, dua okuyor. Ağız, burun derken yüzüne vuruyor suları. Soğuğa, ayaza aldırmıyor. Kollarını yıkıyor, başını ıslatıyor, ayaklarına döküyor suyu. Bir şiir söyler gibi abdest alıyor görüyor musun? Hangi kafiye uyar buna? Can mı, canan mı, iman mı? Yoksa ah mı, eyvah mı, Allah mı?

Bak işte kalkıyor şimdi o kayanın üzerinden. Neden ellerindeki bütün suyu toprağa sıyırıyor? Ben de bilmiyorum kâri? Rüya bu bilemezsin ki. Ardına dönüyor ve gidiyor kapıya doğru. Sen de gitmesini istemiyorsun değil mi? Hissediyor belki de, ardına dönüyor ve az önce abdest aldığı yere çeviriyor bakışlarını. Toprağı ıslatmış suya bakıyor. Burada olduğumuzu biliyor mu bizim, bu çınar ağacı bizi saklayamıyor mu da konuşmaya başlıyor.

“Ah” diyor. “Ah şu su ile dökülse günahlarım. Abdest sadece bedeni değil ruhu da temizleyendir oysa. Toprağa düşen her damlada günahları dökülür insanın. Ah, keşke günahlarım da şuncacık olsa” ve o ıslanmış toprağa bakıyor hâlâ, suya bakıyor, günahlarına bakıyor ve giriyor içeri.

Şimdi dilersen yasla başını omzuma kâri. Zira omzumda bir ağlamalık yer halen dahi var. Sen de benim düşündüklerimi düşünüyorsun biliyorsun. Şimdi anlıyorsun neden günde beş defa abdest alıyor insan? Zira günde beş defa dökülsün diye günahları. Demek ki o denli günahkâr insan ve o denli çok ihtiyacı var temizlenmeye. Hem anlıyorsun değil mi şimdi neden bu denli fazla su var dünyada? Belki de bunca su olması bunca günahı temizlemek içindi. Su çoksa temizlenecek günah da çok demekti.

Güneş doğuyor bak kâri. Ardına saklandığımız çınar ağacı sarıya boyanıyor. Sonra uykudan mı ayılıyoruz ne, mekân kayboluyor. Çıkalım, gidelim şimdi. Zira bundan fazlasını çekemez bizim sinelerimiz. Hem dedim ya aynı rüyayı görüyoruzdur belki, belki aynı derviş girmiştir düşlerimize. Belki de ikimizin de sualleri aynıydı da bize cevap veriyordu. Bilemeyiz kâri. Hem bazen hakikatler rüyalarda görünüyordu. Lakin abdest alan o derviş ne de çok dedeme benziyordu.

İnteha…

Hayırlı, huzurlu Ramazanlar…