Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Dünyanın sonuna yolculuk: Şili

31 Temmuz 2013 Çarşamba

Santiago sokakları

Şili koordinatörümüz Recep Beyle sabah şehir çekimleri yapmak üzere program yapıyor, erkenden yola çıkıyoruz. Santiago’ da kış kendini daha çok hissettiriyor. Hava soğuk, caddelerde ağaçlar sararmış vaziyette. Kış dedimse, kar yok çok uzun zamandır kar yağmadığını söylediler. Santiago dağların arasına kurulmuş bir başkent. Karlı dağlar şehirden görünüyor. 

Arabayı park edip yürüyerek çekim yapmanın daha rahat olacağını düşünüyoruz. Santiago, Buenos Aries ve Sao Paolu’dan daha zengin görünüyor. Caddeler daha bakımlı, araçlar daha kaliteli. Trafik ve yeni bina kümelenmesi açışından İstanbul’a benziyor. 

Yolumuz üzerinde bulunan parkta meşhur yazarların heykelleri dikkatimi çekiyor, bunlardan bir tanesi de Pablo Neruda’ya ait. Nobel edebiyat ödülü almış yazarın yıllar önce Şili’yi anlatan bir kitabını okumuştum. Neruda’nın hayatından kesitleri konu edinen Postacı başarılı bir filmdi.

Santiago ve çevresinde 7 milyon insan yaşıyor. Zaten ülkenin nüfusu 17 milyon yani nüfusun yüzde 40’ı başkent ve etrafında yaşıyor. Diğer Güney Amerika şehirlerine göre daha zengin görünüyor. Şili büyük maden kaynaklarına sahip bir ülke özellikle dünyanın bakır yataklarının büyük bölümünün burada olduğunu öğreniyoruz.

Santiago’da Türkler

Ana caddelerin birinde Türk dönercisi Özcan Bey ülkemizin temsilcisi gibi çalışıyor. Kendisiyle röportaj yapıyoruz. Türk yemeklerinin bilinmediğini ve kendilerinin bunu öğretmeye çalıştıklarını ifade etti. Santiago’da çok az Türk olduğunu belirtiyor.

Daha sonra Türk Büyükelçiliğine giyiyoruz. Büyükelçimiz Hayati Güven beyle görüşüyoruz. ‘’Nereden böyle bir proje aklınıza geldi çok enteresan’’ diye ifade ediyor. Yaklaşık 300 veya 400 Türk’ün yaşadığından söz ediyor. Oyuncak sektöründe Anatolia mağazaları, İkinci el kıyafette Manisa Turgutlu ve Kayserililerin başarılı çalışmalar yaptığından söz ediyor.

Şili Devlet Arşivlerinde El Turko belgeleri

Elçilikten ayrıldıktan sonra cadde ve sokaklarda çekimlerimizi sürdürdük. Şehrin merkezinden geçen Mapoçu nehrinin kenarında bulunan caddede ünlülerin, tarihi kahramanların heykelleri var. Plaza İtalya Meydanı, General Bakodono heykeli ve meydanı

Jose Manuel Devlet başkanı heykeli. Mapoçu Nehri’nden karlı Cordillarus Dağları görünüyor. Bu dağlarda kayak merkezleri de varmış. Nehrin suyu az ve soğuk bir hava dalgası yayılıyor nehrin üzerinden. Nehrin suyu kar suyuna, soğuğu da kar soğuğuna benziyor. Zaten Santiago dağların ortasına kurulmuş bir şehir. Hava sirkülasyonu olmadığı için kışın fazla hava kirliliği oluyormuş.

Trafikte atlı polisler de görev yapıyor. Hatta bir parkta polislerin bir tören yaptıklarına şahit olduk. Genel de polislerden uzak durmaya çalışıyoruz ancak her yerde varlar ve sayıları oldukça fazla. Çok şık kıyafetlere sahipler ve işlerini çok ciddi yapıyorlarmış havası veriyorlar. Bu arada bize hiç müdahale etmediklerini söylemekte fayda var. Çok karşılaşmamıza rağmen hiç birisi” ne yapıyorsunuz ne çekiyorsunuz” diye sormadı.

Plaza Arms’ta cümbüş

Bugün yürümekten yana nasipliyiz. Park yeri sorunu olur diye yürüyerek çıktığımız şehri tanıma turunu yine yürüyerek devam ettiriyoruz. Yolumuzu Plaza Arms’a düşürüyoruz. Burada coşku zirvede, herkes kendi âleminde. Padişahın tebaanın durumunu sorması gibi burada herkesin keyfi yerinde. Konser verenlerden, misyonerlere, gösteri yapanlara, ressamlara kadar çok çeşitli gruplar kendilerini takip eden meraklılara bütün maharetlerini gösteriyorlar. Tabi, gösteri yapanların hemen yanında gönlünüzden ne koparsa şapkaları açık duruyor. Bu halk göstericilerini ben çok sevdim. Gerekten işlerini profesyonellere taş çıkaracak şekilde çok başarılı şekilde icra ediyorlar. Hele ressamların tabloları olağanüstü. Meydan olurda kilise veya Katedral olmaz mı? Bütün şehirlerin ana merkezlerinde kilise ve katedrallar bulunuyor. İçimden geçiriyorum buradaki laikçilerde bu kiliselerden rahatsız oluyorlar mı acaba? Hiç duymadım. Herhalde akla muhal bir durumdur. Aklımda olmasına rağmen kimseye soramadım. Plaza Arms’in bitiminde bizim İstiklal caddesine benzeyen trafiğe kapalı büyük kalabalıkların yürüdüğü caddelere giriyoruz. Orucumuzu açmak üzere bir balıkçı lokantasına varıyoruz. Sadece balık ve salata yemekten başka güvenli ürün yok. Onlarında sade ve sossuz olmasına dikkat ediyoruz. Gâvur ellerinde oruç açmak zor mesele…

Sokaklarda cümbüş

Santiago metro istasyonunda sanatçı Nusret Çolpan

Yemek bittikten sonra metroyla arabayı bıraktığımız yere ulaşmanın kolay olacağını söylüyor arkadaşımız. Bizim içinde metroyu ve vatandaşı görme fırsatı oluyor. Metro istasyonları temiz ve düzenli, giriş çıkışlar oldukça yoğun. Dikkatimi çiniden yapılmış bir gemi maketi çekiyor. Ben bu çizgileri bir yerlerden hatırlıyorum. İstanbul’da metro duraklarında rahmetli sanatçı Nusret Çolpan’ın tablolarına benziyor. Ancak hiç aklıma gelmiyor buralara kadar geleceğini. Arkadaşlara bir şey söylemiyorum. Nusret Çolpan’a BSF ( Bilim Sanat Felsefe Akademisi) nin duvarına bir minyatür çizdirmiş, birde kendisine bir konferans verdirmiştik. Makamı cennet olsun. Sonra trene iniş yolunda bir tablo daha gözüme takılıyor. İstanbul’un siluetini uzaktan tanırım. Bu defa yaklaşıyor ve yakından bakıyorum. Gerçekten İstanbul silueti. Müthiş seviniyorum. Devesini kaybetmiş Arap’ın devesini bulması gibi. Sanki İstanbul’da bu görüntünün kıymetini bilirmiş gibi! Gözüm açılıyor etrafa bakıyorum. Bir tabloda istasyon çıkışında. Ölçüleri 2-3 boyutlarında olabilir. Hemen arkadaşlara haber veriyorum. Bu tabloları çekmemiz lazım. Fotoğrafla çekiyorum ancak kamera önemli. Çekime başlıyoruz anında güvenlik yetişiyor. “Çekemezsiniz” diyor. Güvenlikten izin almayı deniyoruz. Güvenlik amirine götürüyor. O da sehpasız çekmeye izin veriyor. Böylece tevafuk Santiago Metro İstasyonunda Türk eserlerine rastlıyoruz. Emeği geçenleri kutluyorum.

Arms meydanında gösteri

1 Ağustos 2013 Perşembe 2013

Şili Devlet Arşiv’inde Türkiye defteri

Sabah Şili Devlet Arşivine gittik. Randevumuz yok. Tabiri caizse çat kapı yaptık. Arşivin yöneticisiyle görüştük. Bizi çok olumlu karşıladı. Arşivin iki kısımdan oluştuğunu bir kısım belgelerin diğer binada olacağını söyledi. Ancak “burayı çekin diğeriyle birleştirirsiniz.”önerisinde bulunuyor. Bu yardım severlik beni duygulandırıyor. Aynı tarihlerde başvurduğumuz Osmanlı Arşivlerinden aldığımız olumsuz cevabın üzerine kendimi, yaptığımız işi, devleti, bürokrasiyi, sorgulama ihtiyacı duyuyorum. Derin konu…

Girişte anatomi sergisi var. Şili insanını ve genelde insanı anlatan anatomi sergisi. Buradan dışarıdan çekimler yapıyoruz. O sırada müdür arşivin tarihçisini getiriyor. Konunun uzmanı tarihçiyi konferans salonunda çekiyoruz. Arşivin Tarihçisi Pablo Munosu Costa kendisinin de Arap kökenli ancak nereli olduğunu bilmiyor. Nasıl arşiv tarihçisi ise kendi kökenini bilmiyor. Pablo bizi arşiv dairesine götürüyor. Ülkelerle ilgili defterleri gösteriyor. Lübnan defterleri, Mısır defterleri, Türkiye defteri… Türkiye defterini açıyor içinden 1950’lı yıllarda yapılan gübre satışlarının afişleri çıkıyor. Bunları da çekiyoruz ancak beklentimiz Osmanlı döneminden bir şey bulabilir miyiz? Diğer belgelerin başka bir binada olduğunu onları yarın çekebileceğimizi belirtiyorlar.

Yarın sabah arşiv binasında buluşmak üzere binadan ayrılıyoruz. Güzergâhta bulunan cumhurbaşkanlığı binasını uzaktan çekiyoruz ancak önünde bir duvar gibi engel var. Tadilat mı var yoksa güvenlik nedeniyle mi böyle bilmiyorum. Binada çok güzel görünmüyor ve özellikli bir esere benzemiyor. 

Plaza Arms Meydanı

Şili Devlet Üniversitesi’nde ayaklanan öğrenciler

Şili Üniversitesi Arap Araştırmaları Merkezi’nde randevumuz var. Yetişelim diye acele ediyoruz. Üniversitenin şehrin çeşitli yerlerinde binaları var. Bir kaç kez sorduktan sonra Arap merkezinin yerini öğreniyoruz. Ancak etrafta bir tedirginlik seziyorum. Polisler, farklı öğrenci grupları kampüsün önünde hareket halinde. Sorduğumuzda bir polisin öldürüldüğünü söylüyorlar. O nedenle yolların kapalı olduğunu öğreniyoruz. Ancak polisin öldürülmesinin dışında öğrencilerin de ayrı bir eylemi olduğunu anlattılar. Öğrenciler paralı eğitimi protesto ediyorlarmış. Bazı yolları kesmiş ve barikat kurmuşlar. Tam da bizim gideceğimiz kampüsün önünde eylem var. Bir iki giriş denemesi yaptık ancak geçme imkânı yok. Fazla şansımızı zorlamayalım diye programdan vazgeçiyoruz. 

Yakında bulunan Selam mescidine gidiyoruz. Programımızda cami çekimi yarın ancak belki caminin detaylarını görüntüleriz hem de namaz kılarız diye gidiyoruz. Caminin dış avlusunda genç cübbeli gençler var. Selam veriyor içeri giriyoruz. Görevlilere çekim yapabilir miyiz diye soruyoruz. Onlarda randevumuzun olduğunu, o zaman çekebileceğimizi belirtiyorlar. Namaz kılıyor, ayrılıyoruz.

Şili Üniversitesi’nin ana binasını ve Katolik üniversitesinin ana binasını görüyoruz. İkisi de Santiago şartlarında tarihi ve güzel binalar. Sonra tarihi San Fransisko Kilisesi’nde ayini çektik.

Dünyanın sonu anlamına gelen Şili’de yolcuğumuza devam edeceğiz…

Latin Amerika’da Osmanlı izleri: El Turko-10