Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Durumdan fitne çıkaranlar

Son zamanlarda fitne hastalığı depreşti. Durumdan vazife çıkarmak yerine fitne çıkaranların sayısı arttı. Bazı hastalıklı tipler ortalık karışırsa ne kadar iyi olur diye sürekli arayış içerisindeler. Hele bir de kalbi kararmışlar var ki evlere şenlik. İdeoloji hastalığına tutulanlar, grup, hizip, bölge… gibi musibetlere duçar olanlar bu fitnecilerin malzemesi oluyorlar. Onlar iyi niyetli olsa da fitnecilerin niyetini iyi okumak gerekiyor. Kargaşa ustası adamların büyük çoğunluğu bu ülkenin değerlerine savaş açmış, kafalarını “proletarya” ya kiralamış, ideolojileri iflas edince kendine başka kılıflar uydurarak köşe başlarını tutan kalıntılardır.  En çok dikkat edilmesi gereken bu tipler çoğunlukla medyada ve sosyal medyada çöreklenmiş durumdalar. Bunlar başkalarının acılarından beslenen leş kargalarıdır. Bunlar için düşmanımın düşmanı dostumdur düsturu çalışır.

Kaostan beslenmek ve küçük olaylardan büyük sonuçlar çıkarmak batı “entelijansiya” sının doğuya olan yaklaşımının sonucudur.  Bu yaklaşım içerde de taraftar bulunca başımız beladan kurtulmuyor. Eleştirinin de yerlisine yabancısına dikkat ederek bu leş kargalarına yem olmamak lazım. Belki ibret nazarıyla çevremize bakarsak alacak çok ders olduğunu göreceğiz. İşte size acı bir örnek: Birkaç hafta önce Bağdat’a günü birlik bir ziyaret yaptık. Gördüğüm manzara beni ürküttü. Halimize ne kadar şükretsek azdır diye düşündüm. Hani o atasözlerimizde “Ana gibi yar Bağdat gibi diyar olmaz ”gibi iltifatlarda bulunduğumuz şehrin yerinde yeller esiyor…

Sosyal medya üzerinden ne kadar değerimiz varsa tüketmeye devam ediyoruz. Toplumun yekûn ekseriyeti birbirini ifşa ederken ikinci adımda bu fitnecilerin tuzağına düşüyoruz. Eleştirinin de bir hattı, hududu olması gerekmez mi? Sosyal medyanın hepimizi okuma özürlü hale getirdiği ya da okuma yazma bilmeyenlerin sosyal medya okuryazarı olduğu bir belirsizlikler ormanında doğrular ne kadar yer bulur emin değilim. Toptancı, cepheci, indirgemeci yaklaşımlardan biran önce vazgeçmeliyiz. Bir şey kötüyse her şey kötüdür, bir şey iyi ise her şey iyidir yaklaşımı çok tehlikeli sonuçlar doğuruyor.

Okuma ve yazma ehliyet gerektiriyor ama kimin umurunda! Peki, dinlemeye var mıyız? “Sizi niye dinleyeyim her şeyin en iyisini doğrusunu ben biliyorum. Siz konuşurken ben size nasıl laf yetiştirmek için hazırlık yapıyorum. Senin ne söylediğinin ne önemi var.” Dikkat et! Senin bildiğin şeylerin birçoğu bu fitnecilerin paketleyip sana yutturduğu zokalar olmasın. Çünkü gün boyu elinde telefon birilerine laf yetiştirmeye çalışıyorsun. Bu laflar dün sana “sakın bu gerçeği kaçırma” sloganıyla sunulmuş mesajlar olmasın.  Gündemi sen kendin mi belirlediğini sanıyorsun.

Meselelere birazda halimizi, haddimizi bilerek baksak da fitnecilerin tuzağına düşmesek derim. Derim de kim okur, kim yazar, kim dinler ondan emin değilim. Gene de karınca misali safımızı belirtelim. Hepimiz karınca gibi safımızı belirtirsek çözümleri daha kolay üreteceğiz. Unutmayalım fitneciler her zaman var olacak!