Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

“Elbise giydirilmiş kütükler…”

Dikkat çeken bir ifade değil mi?

Müthiş bir teşbih!

Kimler dersiniz bunlar? Elbise deyince insan gelecektir aklınıza ama nasıl insanlar bunlar?

Tarif, teşbih müthiş gerçekten değil mi? Anlatmak istediği gerçeği bir miktâr anlıyorsunuzdur herhalde. Fakat pek tabiidir ki işin aslını iyice öğrenmek istiyor ve merakla satırları aşağıya doğru iniyorsunuz. Öyleyse hemen öğrenelim:

Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerîm’de sık sık örnekler verir, benzetmeler yapar, teşbihlerle nice gerçekleri bizlere öğretir. İşte bunlardan birisi de yukarıdaki benzetmede anlatılan münâfıklardır.

Bildiğiniz gibi münâfık, kalben inanmadığı halde lisanen inandığını söyleyen insanlardır. Böyle oldukları içindir ki mü’minleri daima kandırmışlar ve onları her asırda arkalarından vurmuşlardır. Kıyamete kadar da aynı karakteri sergileyeceklerdir. Daha Kur’an-ı Kerîm’in ikinci sûresi Bakara’da yüce Allah (cc) onların, hep aynı olan karakterlerini ve hallerini bize haber verir:

“İnsanlardan bazıları da vardır ki, inanmadıkları halde “Allah’a ve ahiret gününe inandık” derler.

Onlar (kendi akıllarınca) güya Allah’ı ve müminleri aldatırlar. Hâlbuki onlar ancak kendilerini aldatırlar ve bunun farkında değillerdir.

Onların kalplerinde bir hastalık vardır. Allah da onların hastalığını çoğaltmıştır. Söylemekte oldukları yalanlar sebebiyle de onlar için elîm bir azap vardır.

Onlara: Yeryüzünde fesat çıkarmayın, denildiği zaman, “Biz ancak ıslah edicileriz” derler.

Şunu bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir, lâkin anlamazlar.

Onlara: İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin, denildiği vakit “Biz hiç, sefihlerin (akılsız ve ahmak kişilerin) iman ettikleri gibi iman eder miyiz!” derler. Biliniz ki, sefihler ancak kendileridir, fakat bunu bilmezler (veya bilmezlikten gelirler).

(Bu münafıklar) müminlerle karşılaştıkları vakit “(Biz de) iman ettik” derler. (Kendilerini saptıran) şeytanları ile baş başa kaldıklarında ise: Biz sizinle beraberiz, biz onlarla (müminlerle) sadece alay ediyoruz, derler.

Gerçekte, Allah onlarla istihza (alay) eder de azgınlıklarında onlara fırsat verir, bu yüzden onlar bir müddet başıboş dolaşırlar.

İşte onlar, hidayete karşılık dalâleti satın alanlardır. Ancak onların bu ticareti kazançlı olmamış ve kendileri de doğru yola girememişlerdir.” 2 Bakara: 8-16

Görüldüğü üzere onların kalplerinde nifak ve haset hastalığı vardır. Bozgunculuk onların aslolan karakteridir. Bunun içindir ki nerede, ne zaman, ne yapacakları bilinmez. Tıpkı nereden girip nereden çıkacağı belli olmayan tarla fareleri gibi…  Kelimenin asıl anlamı da oradan gelir. Bütün zulüm ve yalanlarına karşılık daima kendilerini temize çıkarırlar. Onlar belki mü’minleri aldatırlar ama Allah’ı asla aldatamazlar! Kıyamet gününde her şeyleri açığa çıkacak ve pişmanlıkları asla tükenmeyecektir.

ONLARIN DURUMU

Onların dünya hayatındaki debdebe, zevk, neş’e ve saltanatlarına gelince, bakın yüce Allah hangi misâllerle bize anlatıyor:

“Onların (münafıkların) durumu, (karanlık gecede) bir ateş yakan kimse misalidir. O ateş yanıp da etrafını aydınlattığı anda Allah, hemen onların aydınlığını giderir ve onları karanlıklar içinde bırakır; (artık hiçbir şeyi) görmezler.

Onlar sağırlar, dilsizler ve körlerdir. Bu sebeple onlar geri dönemezler.

Yahut (onların durumu), gökten sağanak halinde boşanan, içinde yoğun karanlıklar, gürültü ve yıldırımlar bulunan yağmur(a tutulmuş kimselerin durumu) gibidir. O münafıklar yıldırımlardan gelecek ölüm korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Hâlbuki Allah, kâfirleri çepeçevre kuşatmıştır.

(O esnada) şimşek sanki gözlerini çıkaracakmış gibi çakar, onlar için etrafı aydınlatınca orada birazcık yürürler, karanlık üzerlerine çökünce de oldukları yerde kalırlar. Allah dileseydi elbette onların kulaklarını sağır, gözlerini kör ederdi. Allah şüphesiz her şeye kadirdir.” 2 Bakara: 17-20

Bütün bunlardan sonra şimdi de, yukarıdaki başlığa gelelim. Bizzat onlardan bahsettiği için Münâfikûn Sûresi’nde Rabbimiz bakın nasıl anlatıyor onları:

“Münafıklar sana geldiklerinde: Şahitlik ederiz ki sen Allah’ın Peygamberisin, derler. Allah da bilir ki sen elbette, O’nun Peygamberisin. Allah, münafıkların kesinlikle yalancı olduklarını bilmektedir.

Yeminlerini kalkan yapıp Allah yolundan yan çizdiler. Gerçekten onların yaptıkları ne kötüdür!

Bunun sebebi, onların önce iman edip sonra inkâr etmeleridir. Bu yüzden kalpleri mühürlenmiştir. Artık onlar hiç anlamazlar.

Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider, konuşurlarsa sözlerini dinlersin. Onlar sanki ELBİSE GİYDİRİLMİŞ KÜTÜKLER gibidir. Her gürültüyü kendi aleyhlerine sanırlar. Düşman onlardır. Onlardan sakın. Allah onların canlarını alsın. Nasıl bu hale geliyorlar?”

“Tasdik ettiklerini dilleriyle söyledikleri halde, kalpleriyle inkâr eden, böylece söyledikleri inançlarının aksi olan münâfıkların cüsseli, iri yarı ve yakışıklı kişiler olduğu belirtilmekle, münâfıkların reîsi, Abdullah b. Ubey, Muğis b. Kays ve Cedb b. Kays’a işaret edilmiştir. Gerçekten bunlar gösterişli vücutlarıyla Hz. Peygamber’in meclisine gelir, duvara dayanır, fasih ve tesirli konuşmalar yaparlardı. Bunlar bu tutum ve davranışlarıyla elbise giydirilmiş kütüklere veya duvara dayatılmış kerestelere benzetilmişlerdir. Kalıpları var fakat kalp ve idrakleri yoktur, ikiyüzlülüklerinden dolayı çok korkaktırlar. Buna rağmen en tehlikeli düşman bilinmelidirler.”

Onlara: Gelin, Allah’ın Peygamberi sizin için mağfiret dilesin, denildiği zaman başlarını çevirirler ve sen onların, büyüklük taslayarak uzaklaştıklarını görürsün.” 63 Münâfikûn: 1-5

İşte vaziyetleri. Görkemli ve çekici. Hatta imrendirici ama onların aslı nasılmış? “Elbise giydirilmiş kütükler” ifadesinden neler anlaşılmıyor ki? Allah’ın (cc) âyetleri ne güzel! Keşke bu gerçeklere kulak verebilsek! Onlarla amel edebilsek! Mü’minle münâfığı seçebilsek! Dostu, düşmanı ayırt edebilsek!

İsterseniz sözlerimizi Kâinatın Efendisi’nin şu hadisleriyle bitirelim:

“Münâfığın alâmeti üçtür:

-Konuştuğu zaman yalan söyler,

-Söz verdiği zaman, sözünde durmaz,

-Emanet verildiği zaman, hıyanet eder.”

Rabbimiz bizler samimiyet versin. İtikadda münafıklıktan koruduğu gibi amelde nifaktan da yani onlara benzemekten de muhafaza eylesin! İman selâmetiyle Kendisine vasıl eylesin!