Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

“Eşim benimle ilgilensin diye hep hasta mı olmam lazım?”

“20 yıllık evli, beş çocuk annesi bir kadınım. Eşim çok iyi bir insan. Yalanı dolanı yoktur, hırsızlığı yolsuzluğu yoktur. Helâl rızkı için çalışır. Evinden işine, işinden evine gider gelir. Lâkin, onun dünyasında sadece iş hayatı ve başkalarının sorunları var. Dışarıdaki herkese karşı çok çok iyi. Birlikte çalıştığı arkadaşlarının bir sorunu olduğunu duysa, hemen ilgilenir, nasihat eder. O sorunun çözülmesi için elinden geleni yapar. Eşine güler yüzle davran, çocuklarla ilgilen der. Gerekirse alıp doktora götürür. Fakat o nasihatleri kendisine işlemez. Eve geldiğinde ortada bir kriz yoksa, bizimle bir iki kelâm edip televizyonun başına geçer. Uyku zamanı gelene kadar oradadır. Biz gün içinde ne yaptık, neler yaşadık, bir sıkıntımız var mı yok mu bunu sormaz ve bilmez. Konuşmaya çalıştığımda ise geçiştirir. Herhalde otelde yaşayanlar bile birbirleri ile daha çok konuşur ve hayatı paylaşırlar.”

“Fark ettim ki, ne zaman yatağa düşsem, tamamen dışarıda olan ilgisi bir anda bana yöneliyor ve benim için telâşlanmaya başlıyor. İşte o an ‘Evet bu benim eşim ve beni seviyor’ diye düşünüyorum. Fakat iyileştiğimde yine eski haline dönüyor. Ben kadınım, eşimden beklentilerim var. Bir erkeğin ilgisine ve sevgisiyle sarıp sarmalamasına ihtiyacım var. Erkek tam da aile hayatında eşine bunu göstermeli değil mi? Eşimin bana şefkatle yaklaşması, sevgisini göstermesi ve benimle ilgilenmesi için hep hasta mı olmam lâzım? Erkek eşliğini yapmadığında oluşan boşluğu kadın nasıl giderecek? İlgi, sevgi, paylaşım ihtiyacım var. Bunu söylesem bile anlamıyor, gereğini yapmaya yanaşmıyor. Eşimin zihnindeki eş ve baba rolü, babasınınkinin kopyası. Babası da öyleymiş. İnsan gördüklerini hiç sorgulamaz mı, üzerine bir gram iyi bir şey koymaz mı? Yetmiş sene önceki anlayışı bugüne aynen taşımak, bugünün ihtiyaçlarına cevap vermiyorsa, bu da dile getiriliyorsa, insan hiç olmazsa vebalden korkmaz mı, Allah’a (cc) hesap vereceğini hatırlayarak görevlerini daha iyi yapmaya çalışmaz mı?”

“Ben bugün, sizin yardımınızla fark ettim ki, eşimin bana dokunması, sevgi ve şefkatle bakması ve ilgilenebilmesi için, rahatsızlıklarımın adeta devamı sağlamış, iyileşmeye direnmişim. Bunu fark ettiğimde çok ağladım, çok içim yandı. Bir insan hasta olunca hayatındaki her şey aksıyor. Ben bu aksaklıkları sırf eşim bana ilgi göstersin diye sahiplenmişim, sarıp sarmalamış, bırakmamışım. Ben neden bu duruma düşeyim ki? Evde eşim yanı başımda dursun ve ben eş yoksunluğu çekeyim, hasta olayım da benimle ilgilensin diye gözlerinin içine bakayım, neden? Nasıl bir pozisyona düşürmüş beni. Şikâyetlerimden beslenmişim şimdiye kadar. İnsan mutlu olduğu şeyi yapmak ve devamını getirmek ister. Ben hasta olduğumda mutlu olunca, hep hasta kalayım istemişim. Kim bilir bu hastalık devam ettiği müddetçe hayatımda ne kadar çok şey aksadı. Peki, şimdi bunu öğrendim, bundan sonra ne yapmalıyım? Benim hastalıklarımın bitmesi ve eşimin ilgisinin başlaması için bana düşen şeyler nelerdir?”

Biz insanlar, bir tek kanuna göre yaşamak zorundayız, o da Allah’ın (cc) kanunu. Allah’ta (cc) bize, ‘Allah’a (cc) ve peygambere itaat edin’ (Nisa 59) buyuruyor. Peki, Peygamber efendimiz (sav) nasıl yaşadı, eşlerine nasıl davrandı? Bizim örneğimiz O ise, onu bilmeye ve hayatımızı ona göre tanzim etmeye ihtiyacımız var. Eşleriyle bir arada oturmuş, sohbet etmiş, şakalaşş, dışarıda oyun seyrettirmiş, Kendisi eşiyle yarış yapmış. Gönüllerini hoş tutmuş, hiç ihmal etmemiş. Bizim aklımız, taşıdığı bilgilerle çalışır. Daha iyisini vermezsen, mevcut bilgiye göre hareket eder ve bilmemek hiçbir zaman mazeret olamaz. Akıl nimeti, aramak, bulmak ve kullanmak için var. Birlikte bir danışmana gidilmeli, bu durum açıklanmalı, iyi vasıflarına vurgu yaparak, bunu artırmanın kendisine, eşine ve aile hayatına neler katabileceği anlatılmalı. Söylenenlerin Allah (cc) ile irtibatı kurulmalı. Her insanın içinde, Rabbine (cc) açılmaya hazır bir kapı vardır. O kapı usulca ve dualarla açılmalı. İnsan ancak onore edilerek daha iyisine hazırlanabilir. Kendisine ve Rabbine (cc) inanması için çaba sarf edilmeli. Bu tablo, pek çok tehlikenin evin eşiğinde durup, içeriye sızmak için fırsat kollaması anlamına gelir Allah (cc) korusun. O halde, birbirimizi kaygan zeminde tutmaktan Allah’a (cc) sığınalım ve rollerimizi Rasulullah’a (sav) göre yeniden tanzim edelim.