Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.
Giriş Yap
Veya Kayıt Ol
Kayıt Ol

Futbolun doğruları, Fener’in yanlışları…

Geçtiğimiz hafta Fenerbahçe’nin, Süper Lig’in -görece- mütevazı kadrolarından birine sahip takımlarından Gençlerbirliği’ne karşı elde ettiği 5-2’lik galibiyet sonrası, bu maçın şampiyonluk iddiasındaki bir takım için ölçü olmayacağını belirtmiştik.

Sivas maçı ise bu anlamda Fenerbahçe için tam bir sınav niteliği taşıyordu. Çünkü bu maçta alınacak bir galibiyet, 3 puanın da ötesinde anlamlar ihtiva edecek; takıma ve camiaya özgüven aşılamanın yanında ligin diğer şampiyonluk adaylarına verilmiş bir gözdağı niteliği taşıyacaktı. Ancak Fenerbahçe, 90 dakika boyunca tam tersi bir tablo çizerken, taraftarlarına da sadece ve sadece kocaman bir hayal kırıklığı hediye etti.

Eğer elinizde büyük yatırımlarla kurulmuş, çok yetenekli oyunculardan kurulu bir kadro yoksa, yapmanız gereken, futbolun genel doğrularına sarılmak olmalıdır.

Peki nedir bu doğrular? Cevabı basit; fiziki açıdan güçlü durumda olmak, çok koşmak, hareketli ancak kompakt futbol oynamak… İşte bu doğrular, dünkü maçı 3-1 gibi net bir skorla kazanan Sivasspor’u ligde 15 hafta geride kalırken liderlik koltuğunda tutan gerçeklerdir, aynı zamanda.

Geçen yıl Fenerbahçe, tarihinin en kötü sezon performansına imza atarken, bu sonu hazırlayan en önemli faktörlerin basit kademe hataları ve hücumda üretkenliği sağlayacak oyuncu eksikliği olduğunu gözlemlemiştik. Görünen o ki Fenerbahçe için bu sezon da değişen pek bir şey yok.  Neredeyse defansın arasına atılan her top bir şekilde pozisyona dönüşürken, Fenerbahçe’nin gol yemediği maç neredeyse yok gibi.

Bu zaafı hücumda amorti edebiliyor musunuz, o da yok! Türkiye’nin en etkili hedef santrforlarından biri olan Vedat Muriç’i bırakın pozisyona sokmayı, adamı topla buluşmak için maçın yarısını orta saha civarında geçirmek zorunda bırakıyorsunuz.

Bu noktada, Fenerbahçe’nin hücum problemlerine ilaç olması için transfer edilen Max Kruse’ye de bir parantez açmak gerekiyor. Fenerbahçe bu oyuncuyu kadrosuna kattığında, Permier Lig’den birçok takımın gözdesi olduğundan bahsedilmişti. Ancak bırakın Premier Lig’i, Kruse’nin bu görüntüsüyle, Championchip’te oynayabileceği herhangi bir takım yok!

Evet, teknik açıdan önemli meziyetlere sahip belki; ama ben bu kadar konsantrasyondan uzak, oyundan kopuk, özgüvensiz; dahası fiziki açıdan bu kadar güçsüz bir oyuncuyu uzun zamandır görmedim. Ayağına aldığı her topu ezmekle birlikte, kaybettiği toplar ve saçma sapan pas tercihleriyle birçok Sivas atağının da hazırlayıcısıydı dün gece. Ersun Yanal’ın Kruse’yi kenara almak için 70 dakika sabretmesini, sadece Sadık’ın hesapta olmayan sakatlığıyla gelen erken değişikliğe bağlayabiliyorum.

Bu oyuncuyla birlikte Emre’nin de ciddi bir düşüş içinde olması takımın gol bulmakta neden bu kadar zorlandığının da göstergesi gibi.

Ancak sorun sadece bu iki futbolcuyla da sınırlı değil. Futbol, her ne kadar kaliteli oyuncularla oynansa da, kendi mantık düzlemi içerisinde, çok çalışmanın, işini ciddiye almanın olmazsa olmaz önemde olduğu bir spor dalı. Fenerbahçe’nin hem teknik kadrosunun hem de oyuncu kadrosunun bu kavramlara hâlâ çok uzakta olduğunu görüyoruz.